Strazburg, mutlak doğru mudur

Bir AİHM Başkanının* Türkiye ziyaretinden bir anekdot aktarılır. Başkan makul süreden dem vurup Türkiye'nin durumunu ortaya koyar. Toplantıdaki bazı isimler de "AİHM kendi yargılamalarında makul süreye ne kadar riayet ediyor" diye sorar.

Başkan, sistemin zirvesindeki o mutlak boşluğu net biçimde ortaya koyan şu cevabı verir: "Biz ulusal mahkemelerin makul sürede yargılama yapıp yapmadığını denetleriz ama bizim üzerimizde bizi denetleyecek bir üst mahkeme yok." Bu cümleyi gerçekten söyledi mi Başkan bilmiyorum. Gerçek olmasa bile bu diyalog; bir doğruya işaret ediyor.

KURAL NE

Önce hukuki gerçeği teslim etmek gerekir.

AİHS'nin 46. maddesi, devletlerin taraf oldukları davalardaki kesinleşmiş AİHM kararlarına uyacaklarını açıkça düzenler.

Mahkemenin ulusal bir temyiz mercii olmaması bu uluslararası yükümlülüğü kaldırmaz.

Bununla birlikte bağlayıcılık; kararların yorumunun, uygulanma biçiminin ve Mahkemenin yetki sınırlarının eleştirilemeyeceği veya sorgulanamayacağı anlamına gelmez...

KAVALA MESELESİ

Evet... Bugünkü konumuz Kavala kararı ve AİHM'in kararlarının uygulanması sorunu üzerine hukukçular arasında ortaya çıkan tartışmaya dair. Ben farklı bir noktadan bakmak istiyorum meseleye...

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Mehmet Uçum'un son Kavala kararını "siyasi proje", Adalet Bakanlığı kaynaklarının ise "Türkiye'ye karşı yanlı yaklaşım" olarak nitelemesi yeni bir tartışma değil.

HER ÜLKE TARTIŞIYOR...

AİHM kararlarının mahiyeti her ülkede siyasetin de hukukun da tartışma konusu.

Türkiye'nin bazı dosyalardaki ısrarlı tavrını dünyada ilk ve tek olarak sunmak, bunun üzerinden diskur üretmek hata!..

Nitekim bu mesele Avrupa'nın tam merkezinde de hararetle tartışılmakta...

22 Mayıs 2025'te dokuz Avrupa ülkesinin lideri, AİHM'nin özellikle göç alanındaki içtihadının bazı durumlarda Sözleşme'nin hazırlanışındaki özgün niyetlere kıyasla kapsamı fazla genişlettiğini ve ulusal hükümetlerin siyasi karar alma alanını daralttığını savunan ortak bir mektup yayımladı. 10 Aralık 2025'te ise Mayıs mektubunun başlattığı sürece açıkça atıf yapan ayrı bir ortak bildiriye 27 Avrupa Konseyi ülkesi katıldı.

Birleşik Krallık, AİHM Büyük Dairesinin 2005 tarihli Hirst (No. 2) kararının ardından mahkûmlara uygulanan genel oy yasağını on yılı aşkın süre değiştirmedi. Başbakan David Cameron 2010'da, cezaevindeki herhangi birine oy hakkı vermeyi düşünmenin bile kendisini "fiziksel olarak hasta ettiğini" söyledi. Hükümet ancak 2017'de, yasayı değiştirmeksizin, geçici salıverilme izniyle toplum içinde bulunan ve herhangi bir anda yaklaşık 100 kişiyle sınırlı olduğu tahmin edilen bir mahkûm grubunun oy kullanmasına imkân veren idari düzenlemeler açıkladı. Düzenlemeler 2018'de uygulanınca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, karardan yaklaşık 13 yıl sonra icra denetimini kapattı.

İsviçre Parlamentosunun iki kanadı, 2024 tarihli KlimaSeniorinnen kararından sonra AİHM'yi yorum yetkisinin sınırlarını aşmakla eleştiren deklarasyonlar kabul etmiş; parlamento görüşmelerinde Mahkemenin "hukuk yerine siyaset yaptığı" ileri sürülmüştü.

İsviçre Federal Hükümeti ise kararın gerektirdiği iklim politikası yükümlülüklerinin mevcut ve yeni kabul edilen düzenlemelerle zaten karşılandığını savunarak ilave önlem alınmasına gerek bulunmadığı görüşünü benimsemişti.

Polonya Anayasa Mahkemesi, K 6/21 kararında AİHM'nin kendi üyelerinin seçim sürecini AİHS'nin 6. maddesi kapsamında denetleyemeyeceğine hükmederek Xero Flor kararının temel sonucunu reddetmiştir.

Rusya ise 2015'te Anayasa Mahkemesine Anayasa'yla bağdaşmadığı düşünülen AİHM kararlarını uygulanamaz ilan etme yetkisi vermiş, bu yaklaşımı 2020'de Anayasa'ya taşıyarak direnci kurumsallaştırmıştır.

AK'NİN İNFAZ RAPORU

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2025 yılına ilişkin infaz raporuna göre, Rusya Federasyonu dosyaları hariç olmak üzere, 2025 sonunda 3.889 dava dosyasının infaz denetimi henüz kapatılmamıştı. Bunların 1.162'si, yapısal veya sistemik sorunlara işaret eden öncü dosyalardı. Bu rakamlar bütün kararların tamamen uygulanmadığı anlamına gelmemekle birlikte, infaz için gerekli tüm bireysel ve genel tedbirlerin henüz tamamlanmadığını göstermektedir. Dönemin AİHM Başkanı Síofra O'Leary ise 2023 tarihli bir konuşmasında infazın önündeki engelleri kabaca kasıtlı siyasi muhalefet, pratik veya mali güçlükler, ulusal düzeyde etkili bir infaz mekanizmasının bulunmaması ve anayasal kimliğe dayanan direnç şeklinde dört başlık altında toplamıştır. Bu, resmî dosya bazlı bir sınıflandırmadan ziyade analitik bir tipolojidir. Bu tasnif, bir "uygulamama" durumunun olduğuna da işaret eder...