NATO'dan notlarım: Değişen dünya, yükselen Türkiye

Uluslararası ilişkiler uzmanı değilim. Ancak hukukçu ve köşe yazarı kimliğimle Ankara'da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi'ni üç gün boyunca yerinde takip etme imkânı buldum. Liderleri dinledim, yabancı gazetecilerle konuştum, koridorlardaki diplomatik atmosferi gözlemledim. Bu nedenle okuyacaklarınız akademik bir analiz değil; sahadan tuttuğum notların ve edindiğim izlenimlerin bir özeti.

NATO DEĞİŞİYOR...

Kanaatimce Ankara Zirvesi, sıradan bir NATO toplantısı değildi. İttifakın yeni güvenlik anlayışının şekillenmeye başladığı önemli bir dönüm noktasıydı. Dünya değişiyor. NATO da bu değişime uyum sağlıyor. Artık yalnızca klasik güvenlik tehditleri değil; teknoloji, savunma sanayii, üretim kapasitesi ve tedarik zincirleri de ittifakın temel gündem maddeleri arasında yer alıyor. Kısacası NATO, yeni bir döneme hazırlanıyor.

İttifakın yeni güvenlik mimarisi; siber uzaydaki hak ihlallerini önleyecek ve dijital hakları teminat altına alacak, teknolojiyle uyumlu yeni bir hukuki savunma hattı kurmadan asla tamamlanamaz. Türkiye'nin masadaki ağırlığı, yalnızca askeri kapasitesinden değil, yeni savunma sanayi stratejisi ve siber alandaki gelişmelere uyumdan da kaynaklanıyor.

Bu yeni tabloda Türkiye artık yalnızca NATO'nun güney kanadındaki bir sınır ülkesi değil. Karadeniz'den Orta Doğu'ya, Kafkasya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada güvenlik üreten, kriz yöneten ve savunma sanayi kapasitesiyle ittifaka katkı sağlayan merkezi bir aktör artık. Ankara Zirvesi'nin en önemli sonucu da budur. Önümüzdeki yıllarda tartışılacak mesele, Türkiye'nin NATO'daki yeri değil; NATO'nun yeni güvenlik mimarisini Türkiye olmadan nasıl kurabileceği olacaktır.

LİDERLİĞİN ÖNEMİ

Zirve bana bir gerçeği yeniden gösterdi. Uluslararası siyasette yalnızca güçlü olmak yetmez; değişen jeopolitiği doğru okumak ve doğru zamanda doğru hamleleri yapmak da gerekir. Bugün Türkiye'nin önünde önemli bir stratejik fırsat penceresi bulunuyor. Bu fırsat, küresel dengelerdeki değişimin ürünüdür. Ancak bunun diplomatik kazanıma dönüşmesi siyasi liderlikle mümkündür.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son yıllarda izlediği çok yönlü dış politika, savunma sanayiine verdiği önem ve Türkiye'yi krizlerin çözümünde vazgeçilmez bir aktör hâline getirme çabası, bugün Ankara'nın uluslararası ağırlığını artıran temel unsurlar arasında yer alıyor. Hiçbir jeopolitik gelişme tek başına bir lideri başarılı yapmaz. Aynı şekilde güçlü liderlik de uygun uluslararası şartlar oluşmadan aynı sonucu üretemez. Bugün dikkat çeken husus, bu iki dinamiğin aynı anda Türkiye lehine çalışıyor olmasıdır. Rüzgâr Türkiye'nin arkasından esiyor. Türkiye ise rotasını bu rüzgârı avantaja dönüştürecek şekilde belirliyor.

BASIN TOPLANTISI

Zirvenin ardından Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın basın toplantısını da salonda takip ettim. Dikkatimi çeken ilk husus, soru yönelten gazetecilerin tek bir çizgiden seçilmemesiydi. Yabancı basın temsilcileri de vardı, eleştirel yayın yapan medya kuruluşlarının mensupları da. Ancak asıl dikkat çekici olan, Erdoğan'ın cevapları kadar iletişim tarzıydı. Bazı sorulara "Bizi izlemeye devam edin." diyerek cevap vermesi, diplomatik manevra alanını koruyan ve gündemi yöneten bir üslubun göstergesiydi. Liderlik bazen her soruya cevap vermek değil; hangi soruya ne zaman ve ne ölçüde cevap verileceğini bilmektir.