Kürsüden daha büyük meselelerimiz var!

Mutlak butlan kararı sonrasında yaşanan gelişmelere değinmeden geçmek mümkün değil. Çünkü neredeyse her gün yeni bir hukuki sorunla ve ona ilişkin farklı yorumlarla karşılaşıyoruz.

Pek tabii hukukun gündemi bundan ibaret de değil.

Dünyada kamu gücünün sınırlarına ilişkin yeni kararlar veriliyor.

Dünyadaki gelişmelere paralel olarak, Türkiye'de dijital dünyanın çocuklar ve gençler üzerindeki etkisine ilişkin tartışmalar da giderek büyüyor.

İşte bugün üç farklı başlığa değinmek istiyorum:

CHP'deki grup tartışması, Almanya'dan gelen önemli bir Korona kararı ve bu hafta gerçekleştirilecek Dijital Anafor Zirvesi.

KÜRSÜ TARTIŞMASININ ÖTESİ

Dün Kemal Kılıçdaroğlu gruba gitmedi.

Belki de gitmemek durumunda kaldı. Bunun siyasi sebepleri ayrıca tartışılabilir.

Ancak meseleye yalnızca "grup toplantısında kim konuşacak" sorusu üzerinden bakmanın eksik kalacağı kanaatindeyim.

Asıl soru şudur: CHP'yi kim yönetiyor Çünkü grup kürsüsü sembolik bir güç göstergesi olabilir. Fakat hukuki yetkinin kaynağı kürsü değil, tüzük ve kanundur.

KANUNUN ÇİZDİĞİ ÇERÇEVE

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 93'üncü maddesi parti içi demokrasinin temel çerçevesini çizmektedir. Maddeye göre parti organlarının karar ve işlemleri tüzüğe, üyeler arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

Bu sistematik içerisinde TBMM Grubu bağımsız bir siyasi yapı değildir.

CHP Tüzüğü de Grup İçyönetmeliği de TBMM Grubu'nun parti programı, kurultay kararları ve Parti Meclisi'nin belirlediği politikalar doğrultusunda faaliyet göstermesini öngörmektedir.

Dolayısıyla grup, partiden ayrı bir irade merkezi değildir. Bu düşünülemez bile...

MİLLETVEKİLİ OLMAYAN GENEL BAŞKANIN KONUMU

Tartışmaların önemli bir kısmı milletvekili olmayan genel başkanın grup üzerindeki etkisi etrafında dönüyor.

Oysa Grup İçyönetmeliği oldukça açıktır.

Genel Başkan grup toplantılarına katılabilmektedir.

Milletvekillerinin görüşlerini doğrudan alabilmektedir.

İstediği anda söz alabilmektedir.

Konuşmaları herhangi bir süre sınırlamasına tabi değildir.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde Genel Başkan'ın grup faaliyetlerinin dışında değil, tam merkezinde konumlandırıldığı görülmektedir.

Parti iradesinin taşıyıcısı ve temsilcisi olan makam da zaten budur.

BİR HUKUKİ BOŞLUK VAR MI

Burada dikkat çekici başka bir mesele ortaya çıkıyor.

Parti tüzüğünün yargısal denetimi mümkündür.

Parti organlarının kararının yargısal denetimi mümkündür.

Peki TBMM'deki parti grubunun iç işleyişi denetlenebilir mi

İşte tartışılması gereken nokta da budur.

Çünkü Meclis işlemlerinin tamamı aynı hukuki rejime tabi değil.

TBMM Genel Kurulu'nun yasama işlemleri kural olarak yargı denetimine kapalıdır. İçtüzük, dokunulmazlığın kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesi kararları ise -istisna olarak- Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir.

Buna karşılık personel işlemleri gibi idari nitelikteki faaliyetler idari yargı tarafından denetlenebilmektedir.

Parti gruplarının iç işleyişi ise bu iki alanın arasında kalan ve üzerinde yeterince düşünülmeyen bir boşluk oluşturmaktadır. Bir reformda bunu da düşünmek gerekiyor...

ALMANYA'DAN GELEN KORONA KARARI