Kişilik haklarını korumak, dezenformasyonu önlemektir

Adalet Bakanı Akın Gürlek, dijital güvenlik ve dezenformasyonla mücadele için başsavcılıklarda özel bürolar kurulacağını açıkladı. Bu önemli bir adım. Bu yaklaşımın hukuk davalarıyla ilişkisi ne olacak Bugün, meselenin kişilik haklarının korunması ve bu davalara bakan hâkimlerin uzmanlaşmasıyla ilgili yönünü ele almak istiyorum.

MÜCADELE BÜROLARI

Bakanlığın açıklamasına göre, 175 ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılığına gönderilen yazıyla adliyelerde "Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları" kuruluyor. Bu bürolarda görev yapacak uzmanlaşmış savcılar, dijital mecralardaki suç içeriklerini ve suça teşvik eden faaliyetleri yakından izleyecek. Kamuoyunu kasıtlı biçimde yanıltarak toplum huzurunu ve kamu düzenini bozmaya yönelik, suç niteliğindeki dezenformasyon faaliyetleriyle mücadelede ise kurumlar arası koordinasyon artırılacak. Sayın Gürlek'in açıkladığı yapılanmanın hedefi, dijital alandaki suçlarla mücadele ederken çocukları korumak, vatandaşların haklarını güvence altına almak ve hukukun üstünlüğünü dijital ortamda da hâkim kılmak.

MERKEZDE CEZA HUKUKU

Açıklamanın ağırlık merkezi, görüldüğü üzere, ceza hukuku ve savcılık teşkilatı. Ancak kişilik haklarına yönelik saldırıların önlenmesi, durdurulması ve doğan zararların giderilmesi, hukuk yargısının da konusu. Savcılıklardaki yapılanma ile kişilerin hukuk mahkemelerinde arayacağı koruma, birbirinden ayrı fakat bağlantılı iki başlık. Hukuk davalarında dijital delillerin değerlendirilmesi ve ifade özgürlüğüyle kişilik hakları arasındaki dengenin gözetilmesi gerekiyor. Bu nedenle mesele, hukuk hâkimlerinin bu alanda uzmanlaşmasını da kapsıyor. Savcılıklarda açıklanan uzmanlaşmanın hukuk yargısındaki karşılığı ne olacak

KİŞİLİK HAKLARI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi, internet yayınları nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürenlere, içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi için başvuru imkânı tanıyordu. Mahkeme, bu düzenlemeyi ifade ve basın özgürlüklerine ilişkin anayasal güvenceler bakımından değerlendirmiş ve Anayasa'ya aykırı bulmuştu. İptal gerekçesinin merkezinde, kişilik haklarının korunmasıyla ifade ve basın özgürlükleri arasındaki dengenin hangi yöntemle kurulacağı bulunuyor.

KAMU DÜZENİ VE BİREYİN İTİBARI

Sahadaki en büyük sorun suçla mücadele değil. Bireyin kendisine yönelen itibar suikastlarına karşı hukuki olarak elinin zayıf olması. Üstelik mesele birey odaklı görünse de yalan veya algı oluşturmaya dönük bir içerik bir kamu kurumunun başındakine yöneldiği andan itibaren kamusal boyut da kazanıyor. Örneğin, bir belediye başkanı hakkında gerçeğe aykırı iddialar içeren bir yayının dolaşıma girdiğini düşünelim. Böyle bir durumda tartışma, kişinin kendisini aşarak mensubu olduğu partiye ve o partinin temsil ettiği değerlere de uzanabilir. İddiaların açıklığa kavuşması aylar sürerse "pirincin taşını ayıklamak" giderek zorlaşabilir; bu arada gerçeğe aykırı bir kanaat yerleşebilir. Bu örnekte söz konusu olan, kamu yararı taşıyan habercilik veya eleştiri değil; kişilik haklarına hukuka aykırı biçimde zarar veren iddialar. Bununla birlikte, bir bilginin gerçek olması da yayını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmiyor. Özel hayatın korunması ve yayının kamu yararına katkısı gibi unsurlar da değerlendirmeye giriyor.

HUKUK DAVALARI NE SAĞLIYOR

Kişilik haklarının korunmasında başvurulabilecek temel hukuki dayanaklardan biri, Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25. maddeleri. Peki, bu maddeler ne diyor 24. madde, kişilik hakkına hukuka aykırı biçimde saldırılan kişinin hâkimden korunma talep edebileceğini söylüyor. Bununla birlikte, kişinin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması gibi hukuka uygunluk sebepleri de gözetiliyor. 25. madde ise korumanın yollarını gösteriyor. Saldırı tehlikesinin önlenmesi, devam eden saldırının durdurulması ve saldırı sona erse bile etkileri sürüyorsa hukuka aykırılığının mahkemece tespit edilmesi istenebiliyor. Bunlarla birlikte, düzeltmenin veya mahkeme kararının yayımlanması ya da üçüncü kişilere bildirilmesi de talep edilebiliyor. Maddi ve manevi tazminat isteme hakkı da saklı. Yani kişinin başvurabileceği yol, yalnızca zarar gördükten sonra tazminat istemekle sınırlı değil. Saldırıyı önlemeye ve durdurmaya yönelik talepleri de kapsıyor. Aslında uygulamada bu pekişirse İnternet Kanununda düzenlemeye de gerek yok...