Bugün birkaç konudan söz edeceğim. Önce, katıldığım programlarda infaz konusunda yöneltilen ortak soruya cevap vermek istiyorum.
İnfazda adalet lazım.
Sayın Mehmet Uçum'un, Sayın Feti Yıldız'ın, Sayın Abdullah Güler'in ve Sayın Akın Gürlek'in bu konudaki açıklamalarından çıkardığım sonuç şu:
Bütüncül bir düzenleme elzem. Ancak cezaevlerindeki mevcut yoğunluğu azaltmak için bundan önce bir adım atılabilir. Bunun, konuyla ilgili bir kanun teklifine madde eklenmesi yoluyla yapılması mümkün. Yani komisyon metninde yer almayan bir madde, İçtüzük'teki şartlar sağlanırsa Genel Kurul aşamasında gündeme gelebilir.
Feti Yıldız, yüksek yargıya ilişkin açıklamasıyla önemli bir duruma işaret etti. Önce ne dediğini hatırlatayım:
YÜKSEK YARGI İÇİN 50 YAŞ ÖNERİSİ
2016'da Yargıtay ve Danıştay üyelikleri için getirilen 12 yıllık süre sınırına dikkat çekti. Mevcut tabloya göre 2028'de 112 Yargıtay ve 44 Danıştay üyesinin henüz 65 yaşına gelmeden üyelikten ayrılacağını belirtti. Bu kadar deneyimli ismin aynı dönemde ayrılmasının kurumsal hafızayı zayıflatabileceğini söyleyerek 2016'dan önce seçilen üyelerin 65 yaşına kadar görev yapabilmesini istedi.
Bir diğer önerisi de bu iki yüksek mahkemeye üye seçilmek için en az 50 yaşında olma şartı getirilmesi ve görev süresinin 15 yıla çıkarılması. Yıldız'a göre, yıllarca alt mahkemelerin kararlarını denetleyen üyelerin süreleri dolunca yeniden bu mahkemelerde görevlendirilmesi meslek içi ilişkileri zedeleyebilir. Bir üyenin görev sonrasında nereye atanacağını düşünmek zorunda kalması da karar verirken çekince yaratabilir ve yargı bağımsızlığını olumsuz etkileyebilir.
50 yaş önerisi önemli. Bu konu gündeme gelmişken taşranın yaşla ilgili sıkıntılarını da görmek ve illerin bölgelendirilmesini yeniden ele almak gerekiyor. Umarım bu tartışma daha kapsamlı bir yeniden yapılanmanın önünü açar.
MALİ SUÇLARDA DENETİM VE UZMANLAŞMA
"Bir musibet bin nasihatten evladır" sözü, fon meselesinde de bir yön gösteriyor aslında. Mali suçlarla mücadelede yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Sorunu üreten yapısal zemine bakmak, hem bugünün zararlarını giderecek hem yarının mağduriyetlerini önleyecek bir yaklaşımın başlangıcı olabilir.
Türkiye'de bu mücadele, mali istihbarat, sektörel denetim ve adli soruşturma üzerinden yürüyor. MASAK aklama şüphelerini analiz ediyor; BDDK bankaları, SPK sermaye piyasalarını denetliyor. Vergi Denetim Kurulu vergi incelemelerini yapıyor; ceza soruşturmalarını ise savcılıklar yürütüyor. Bu kurumlar arasındaki bilgi paylaşımını ve erken müdahale imkânlarını ortak bir çerçevede güçlendirmek gerekiyor.
Devlet Denetleme Kurulu ile bakanlıkların denetim birimlerinde de somut riskler karşısında resen harekete geçme imkânları, açık yetkiler ve mesleki güvencelerle güçlendirilmeli. Gereken anayasal ve yasal değişiklikler bu çerçevede tartışılmalı.
Bu noktada Sayıştay'ın mali yargı birikimi önemli. Kamu hesaplarının denetimi ve kamu zararına ilişkin mali sorumluluğun hükme bağlanması konusundaki deneyiminden daha fazla yararlanabiliriz. Kurumun yeniden yapılandırılarak idari denetim ile mali yargıyı birlikte güçlendirecek bir işlevle sürece daha etkin katılmasını düşünebiliriz. Yetki sınırları belirlenmiş, yargısal bağımsızlığı koruyan böyle bir modelin öncelikli hedefi, usulsüzlükleri erken saptamak ve zararların giderilmesini sağlamak olmalı.
Bunların yanında, mali suçlar konusunda Sayıştay'ın birikiminden yararlanılarak adli yargıda uzmanlaşmış yeni birimler oluşturulması da düşünülebilir. Bu alanda uzmanlaşmış hâkim ve savcıların görev yapması, teknik nitelikteki dosyaların daha sağlıklı ve hızlı ele alınmasına katkı sağlayabilir.
ALEVİLERİN YENİ ANAYASA GÜNDEMİ...
Geçenlerde Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformunun "Terörsüz Türkiye ve Yeni Anayasa" konulu çalıştayına dinleyici olarak katıldım. Platform, Alevi-Bektaşi federasyonları, vakıflar, cemevleri ve aydınların girişimiyle oluşturulmuş bir sivil toplum yapısı. Alevi-Bektaşi toplumunun taleplerini gündeme getirmeyi ve toplumsal barışı güçlendirmeyi amaçlıyor.

9