Türkiye'nin gündeminde bir mahkeme kararı var.
Ama aslında konuşulan yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi içindeki bir yönetim kavgası değil. Daha büyük bir mesele tartışılıyor: Bir siyasi partinin kurultayı hangi durumda "yok hükmünde" sayılır Ve bu kararı kim verir
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar, ilk derece mahkemesindeki tartışmayı yeniden ülke gündeminin merkezine taşıdı. Hukuk konuşuluyor. Ama sadece hukuk değil; siyaset, parti içi demokrasi ve hatta devlet teamülleri de konuşuluyor.
Meseleyi birkaç başlıkta herkesin anlayacağı biçimde ele alalım istiyorum.
İSTİNAFIN GEREKÇESİ
Mahkemenin temel yaklaşımı şu:
Kurultay sürecinde delege iradesi serbest biçimde oluşmadı.
Kararda; ceza soruşturmaları, MASAK raporları, fezlekeler, tanık anlatımları, iddianameler ve resmi kurum yazışmaları birlikte değerlendirilmiş. Bazı delegelerin oy tercihlerinin menfaat ilişkileri üzerinden yönlendirildiği kanaatine varılmış. Para verildiği, belediyelerde iş vaat edildiği, siyasi görev ve adaylık sözü sunulduğu, çeşitli maddi imkanlar sağlandığı yönündeki iddialar kararın ana dayanaklarından biri olmuş.
Buradaki kritik kavram "irade fesadı..."
Mahkemeye göre mesele yalnızca teknik bir seçim ihlali değil. Delegelerin özgür iradesinin sakatlandığı iddiası var. Özellikle bazı delegelerden oy pusulalarının fotoğrafının istenmesi, kararın en dikkat çekici bölümlerinden biri. Çünkü gizli oy ilkesi sadece teknik bir prosedür değildir; siyasi baskının engellenmesinin de temel güvencesidir.
Mahkeme bütün bu tabloyu, "iptal edilebilir bir usulsüzlük" olarak değil; kamu düzenine ve emredici hukuk kurallarına aykırılık olarak değerlendirmiş durumda. İşte bu nedenle "mutlak butlan" sonucuna varıyor. Yani mahkemeye göre ortada "yanlış yapılmış bir seçim" değil, hukuken hiç doğmamış sayılması gereken bir süreç var.
Kararın en ağır sonucu da burada ortaya çıkıyor.
Mahkeme diyor ki: Eğer 4-5 Kasım 2023 Kurultayı sakatsa, onun üzerine inşa edilen sonraki olağanüstü kurultayların hukuki zemini de tartışmalı hale gelir.
ADLİ YARGI NASIL BÖYLE BİR KARAR VERİR!
Tartışmanın en önemli başlıklarından biri de bu. Çünkü uzun süredir şu soru soruluyor: "Bu mesele seçim hukukunun konusu mu, yoksa genel mahkemelerin mi"
Burada dönüp bakılması gereken yer, 15 Temmuz 2006 tarihli ve 277 sayılı Yüksek Seçim Kurulu kararı.
YSK o kararında çok net bir ayrım yapıyor. Seçim kurullarının görevi ile genel mahkemelerin görevinin farklı olduğunu söylüyor. Seçim kurulları; organ seçimlerinin gözetimi, seçim işlemlerine ilişkin itirazlar ve gerektiğinde seçimlerin yenilenmesiyle ilgilenir. Buna karşılık kongrenin tümden iptali, kongrede alınan kararların hükümsüzlüğü ve genel kurul işlemlerinin hukuka aykırılığı gibi meseleler genel mahkemelerin alanına girer.
YSK'nın kullandığı ifade oldukça açık:
"Yargı yerleri ayrıdır."
Daha da önemlisi şu...
YSK'ya göre seçim hâkimi yalnızca seçim sonucunu etkileyen usulsüzlük görürse müdahale edebilir. O müdahale de sınırsız değildir; sadece organ seçimini iptal edip yenileme kararı verebilir. Kongrenin tamamını hükümsüz sayamaz.
Bu nedenle bugün Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkisine ilişkin en önemli hukuki dayanaklardan biri doğrudan bu YSK içtihadı haline gelmiş durumda.
Dünkü YSK kararı da ayrıca dikkat çekici. Kurul, istinaf dairesinin verdiği ihtiyati tedbir kararının kesin nitelikte olduğunu ve bu tedbire karşı ayrıca bir itiraz yolu bulunmadığını söyledi. Ayrıca çok önemli bir cümle kurdu:

10