Sumud Filosu büyük başarı elde etti. Hepimizin üstüne düşen yükü, sırtlandı. Şükran ve minnetimiz hiç bitmeyecek...
Bugün konumuz Sumud'un bu başarısının yargı alanında da tahkim edilmesine dair olacak. Mavi Marmara'dan anımsayalım işin son perdesinde hukuk vardı.
ULUSLARARASI HUKUK YOK HÜKMÜNDE...
Sanırım önce bir tespit yaparak başlamak lazım meseleye. Uluslararası hukukun "soykırımcı" devlet için geçerli olmadığını bir kez daha gördük:
Deniz hukuku sözleşmeleri ve teamüller yerle yeksan.
Filistin'in karasularında "resmen ve eylemli" hak iddiası ortada.
Uluslararası Ceza Mahkemesinin yakalama kararı "uygulanamıyor".
Uluslararası Adalet Divanının "abluka derhal kalkmalı" yönündeki tedbir mahiyetli kararı dikkate alınmıyor.
Ve son olarak gemilerinde oyuncak ve yiyecekten başka bir şey olmayan insanlar alıkonuluyor...
EGEMENLERİN KUM HAVUZU
Son iki yüzyıldır oluşturulan "dünya düzeni" paradigmasına muhatabız. Bu paradigmanın hukuk başlığı altında üretilen adalet insan hakları ve uluslararası güvence sistemi vb. kavramlarının "egemenlerin" bizleri oyalamak üzere sunduğu bir kum havuzu olduğu gerçeği ortada artık. Zira gerçekten ihtiyaç duyulduğundan kendi çıkarları ile çelişiyorsa durum, bu "oyun parkını" dağıtmaktan imtina etmiyorlar...
KAVRAMLARA BOYKOT...
Şayet yeni bir başlangıç istiyorsak bu kavramların şu an yaşananlar karşısındaki durumunu görmek ve yüzleşmek, sonra da boykot etmek zorundayız. "İsrail hukuk tanımıyor" cümlesini tekrarlamak yerine tanımadığı hukukun nasıl bir sistem olduğunu, kurulan düzenin iki yüzlülüğünü defalarca söyleme cesaretini göstermeliyiz...
AVRUPA'DA SORUŞTURMALAR BAŞLAMALI...
Sumud Filosu'nda alıkonulanlara ve bu sürece dair tüm iş ve işlemler hukuka aykırı. Pek çoğu suç. Bir kısmı tazminat yükümlülüğü öngörüyor. Bu konuda ilk Ankara ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıkları soruşturma başlattı dünyada. Sonrasında İspanya'daki savcıların aynı durumu ele aldığını öğrendik. Bunun dışında Avrupa'dan bir haber yok!
İNSANCA MUAMELE OLMADIĞININ İSPATI
Soykırımcı devletin fütursuzluğu en büyük delil. Bir bakanı aynen şu ifadeyi kullanıyor: "Sumud aktivistleri 'terör mahkûmu' şartlarında tutulacak, kalacakları yere Gazze'deki yıkımı gösteren tablo asıldı!" Bu ifade bile kötü muamele yapıldığının ispatı. İlla somut bir kişi aranıyorsa bu olaylar ile ilgili bu bakandan başlanabilir.
AB'NİN YARGI KURUMLARI...
Filodaki aktivistlerin çoğunun vatandaşı olduğu ülkeler AB üyesi. Bu da ister istemez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliği Adalet Divanı başta olmak üzere diğer AB içinde örgütlü yargı kurumlarının olaya müdahil olmasını mümkün kılabilir... Bunu harekete geçirmek gerekiyor.
AİHM'E DAHA ÖNCE GİDİLDİ
Daha önce Gazze'de yaşayan Filistinli doktor Alhaj, AİHM'e bir başvuru yapmıştı. Başvuruda Almanya ve İngiltere'nin İsrail'e silah ve askeri mühimmat tedarik ederek Sözleşmenin 3. Maddesi'ni ihlal ettiğini savundu ve tedbir istedi. Mahkeme bu talebi Sözleşmenin 39. maddesinin (geçici tedbirler) kapsamı dışında kaldığı gerekçesi ile reddetti. 2020 yılında AİHM, "ürün boykotu" meselesinde "hiç yoktan iyidir" babında "olumlu" bir karar vermişti.

4