Erdoğan diyeceğini dedi!

Erdoğan'ın fon soruşturmasındaki tavrını tek kelime ile özetlesem "kararlı"; iki kelime ile özetlesem "kararlı" ve "sitemkar" derim.

Düşünün verdiğiniz emeğin, güveninizin mali imkanlar için değer verdikleriniz tarafından heba edildiğini. Ne yapardınız!

Dün yaptığı "tarihi" konuşmanın özetinde de bu vardı bence. Ama sadece buna işaret etmedi. Devlet Denetleme Kurulunu harekete geçirmesi önemli bir adım.

Bildiğiniz üzere devletin en üst denetleme birimi. Bu bir yönüyle kurumlar arasında yönetim ve denetim açısından bir birlik sağlayacak.

Kimsenin bir veriyi gizlemesi mümkün olmayacak.

HUKUKİ SÜREÇ SİYASİ SONUÇ!

Meselenin siyasi iradesinin yönü net. Fakat, Sayın Erdoğan'ın "hukuk devleti" ve "sermaye piyasası kuralları" vurgusu önemli. Bu bağlamda kalınacağı, küçük yatırımcının önceleneceği yönündeki ifadeleri, meselenin "kimler arasında döndüğünü" bildiğini gösteriyor.

"Sorumluluğu olan kim varsa hukuk önünde hesap verecek" sözü de bu çerçevenin merkezinde duruyor. Burada önemli olan, siyasi sorumlulukla cezai sorumluluğun birbirinden ayrılmasıdır. Kimin yanlış yaptığına siyaset değil; soruşturma, delil, savcılık ve nihayet bağımsız yargı karar verecek. Siyasette buna göre gerekeni yapacak. Temel yaklaşım bu.

MEVZUAT NE DİYOR

Herkes bir şeyler diyor mevzuat konusunda ben bir özet yapayım okuyucu için.

Türkiye'de yatırım fonlarının yönetimi, başta 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu olmak üzere SPK'nın fon, portföy yönetimi, değerleme, kamuyu aydınlatma ve saklama düzenlemeleriyle sıkı biçimde çerçevelenmiştir.

Fon varlıklarının amacı dışında kullanılması, yatırımcının yanıltılması, gerçeğe aykırı değerleme veya ilişkili taraflara usulsüz kaynak aktarılması yalnızca bir yönetim kusuru değildir. Somut olayın özelliklerine göre SPK'nın idari tedbirlerinin yanı sıra savcılık soruşturmasına konu olabilecek cezai sorumluluk da doğabilir.

Ceza boyutunda ise tek bir "fon yolsuzluğu" suçu bulunmuyor.

Fiilin niteliği belirleyici oluyor.

Buna göre;

Piyasa dolandırıcılığı kapsamında yanlış veya yanıltıcı işlemler, 6362 sayılı Kanun uyarınca hapis ve ağır adli para cezalarına yol açabiliyor.

Bunun yanında fon varlıklarının hukuka aykırı biçimde aktarılması güveni kötüye kullanma; sahte belge, yanıltıcı kayıt veya hileli para toplama ise şartlarına göre dolandırıcılık, sahtecilik ya da başka TCK suçlarını gündeme getirebilir.

Bir de bu konuların bu olaydaki gibi organize biçimde işlenmesi söz konusu ise "suç örgütü" bağlamı devreye girebilecektir. İşin özü bu hukuki olarak.

DİKKATİMİ ÇEKEN NOKTALAR

Süreçle ilgili kim masum, kim suçlu halen net değil ama birkaç tespitimi belirtmek isterim: -Fondan çıkmamış ile çıkamamış kimseler aynı kefede olmamalı. -Yüksek tutarlı işlem yapanlar "olağan şüphelidir". -Bu işlere, "şüpheli" fonların piyasaya girmesi ile başlayanlara dikkatle bakmak lazım. -Sürekli kazanmış servetini katlamış ve son durumda fonda kalmış olanlar gerçekten masum mudur -Zararın iki katını hazineye ödemeden SPK'nın suç duyurusunda bulunmaktan vazgeçmesi veya suç duyurusu yapmaması hukuken mümkün değil! -Her halde SPK'nın sorumluluğu gündeme gelecektir. Bu da SPK'ya karşı tazminat davası (idari kusur) demek...