En büyük buhran: Uluslararası hukukun zayıflaması
Uluslararası hukuk çöküyor, yerini güç dengelerine bırakıyor—ama bu yeni düzenin gerçekten daha istikrarsız mı yoksa sadece daha açık mı?
Yazar, 2003 Irak işgalinden başlayarak uluslararası hukuk sisteminin kademeli olarak zayıfladığını, İran-İsrail çatışmasıyla da son sınırına ulaştığını iddia ediyor. Bu çürümenin nedeni, hukuk ihlallerinin yaptırımsız kalması ve büyük güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda normları esnetmesi. Ancak yazarın sunduğu bu 'yeni kuralsızlık çağı' yorumu, evrensel hukuk normatifliğini tamamen abartıyor ve tarihi çok doğrusal görüyor—acaba her dönemde güç sahibi aktörler hukuku biçimlendirmiş midir?
Savaştan daha büyük bir felaketle karşı karşıyayız...
İran'ın asimetrik tepkisi ve dayanıklılığı, meseleyi askeri ve siyasi sınırların ötesine taşıyarak enerji, lojistik, tedarik ve emtia hatlarını kapsayan bir jeostratejik krize dönüştürdü.
Bugün tartıştığımız şey yalnızca İsrail, ABD ya da İran ekseninde yaşanan bir çatışma değil. Bu sorun çözülse, Hürmüz açılsa bile karşımıza çıkan esas kriz sona erecek gibi görünmüyor.
Bu süreçte uluslararası hukuk zayıfladı ve artık işlevini kaybetmiş durumda.
Bu krizde artık denge yok...
Güç yetmeyince yerini orantısız tehditler ve dengesiz tavırlar aldı.
Dünya siyasetinin şirazesi kaydı.
Hukuk değil güç konuşuyor artık...
YENİ DÜZENİN TEMELİ
Cari uluslararası sistem, Birleşmiş Milletler ile birlikte bir hukuk mimarisi kazanmıştı. Soğuk Savaş sonrası bu mimari siyasal etkilerle yeniden şekillendi ve belirli kabuller üzerinden yürüyen bir düzen ortaya çıktı.
ABD'nin küresel hâkimiyetini tesis ederken dünyaya sunduğu temel vaat de buydu: hukuk (!) Ancak bu yapı, görünürde güçlü olsa da özünde kırılgandı. Çünkü bu sistemi ayakta tutacak merkezi bir yaptırım gücü yoktu.
Bu nedenle uluslararası hukuk, ideal anlamda bağlayıcı bir sistem kurmaktan ziyade büyük güçlerin yön verdiği bir alana dönüşecekti. Nitekim öyle de oldu.
Buna rağmen dünya, korku, menfaat ya da alışkanlıkla bu düzeni korumayı tercih etti. Çünkü alternatifinin ne olacağı bilinmiyordu...
Ya da buna kimsenin gücünün yetmeyeceği açıktı.
GÖRMEZDEN GELİNEN İHLALLER
2003 Irak işgaliyle başlayan süreç, aslında sistemin çözülmeye başladığı ilk somut kırılmaydı.
Bu müdahale, uluslararası hukuk açısından açık bir ihlaldi. Ancak dünya buna güçlü bir tepki vermedi. Korku, menfaat ve siyasi hesaplar, hukukun önüne geçti. ABD'nin tutumları görmezden gelindi.
İşte tam bu noktada hukuk zayıflamaya başladı. Çünkü hukuk, ihlal edildiğinde değil; ihlal edilip yaptırımsız kaldığında çöker.
Arap Baharı sonrasında yaşanan gelişmeler, bölgesel krizlerin küresel stratejik hesaplaşmaların parçası haline gelmesi ve büyük güç rekabetinin sertleşmesi bu çözülmeyi hızlandırdı.
Artık güç yalnızca askeri kapasiteyle değil; enerji yolları, teknoloji, bilgi ve ekonomik ağların kontrolü üzerinden tanımlanan çok katmanlı bir mücadeleye dönüştü.
VİCDAN VE GERÇEKLİK ARASINDA
Gazze ile birlikte yeni bir eşik aşıldı...
Küresel vicdan sessiz kalmadı. İnsanlar meydanlara çıktı. Ancak bu tepki, sistemin işleyişini değiştirmeye yetmedi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi kararları yok sayıldı. Uluslararası Adalet Divanı kararları yalnızca "tespit" olarak kaldı. Birleşmiş Milletler ise kınama mesajlarının ötesine geçemedi.
Ve artık şu soru kaçınılmaz hale geldi: Uluslararası hukuk ne işe yarar
İran'a yönelik saldırılar bu soruyu daha da derinleştirdi. Taraflar kendi eylemlerini meşrulaştırmak için farklı gerekçeler ileri sürdü.
Önleyici saldırı, meşru müdafaa ve güvenlik söylemleri üzerinden hukuk esnetildi. Oysa normlar açıktır: Kuvvet kullanma yasağı esastır, istisnalar ise sınırlıdır.
Buna rağmen bu sınırlar genişletildi. Sivil hedeflerin vurulması, insancıl hukuk ilkelerinin göz ardı edilmesi ve savaşın ilk günlerinde yaşanan ağır kayıplar, hukukun sahada ne kadar etkisiz kaldığını açıkça gösterdi.

5