Son günlerde yaşanan gelişmeler, devlet-millet kaynaşmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
"Terörsüz Türkiye" hedefinin devlet aklının bir ürünü olduğu artık daha net görülüyor.
Bundan bir yıl önce bu başlık ilk gündeme geldiğinde, "acaba neden" sorusunu sormadan eleştirenler vardı. Hatta eleştiriyi hakaret boyutuna taşıyanlar da oldu. Gelinen noktada, bu kesimlerin kendilerini yeniden yoklaması gerektiğini düşünüyorum.
Bugün, bu kaynaşmanın ne getireceği ne ile tahkim edileceği üzerinde durmak istiyorum.
DEVLETLER VE BU ÇAĞ
Devletlerin tarih sahnesine çıktığı günden bugüne geçirdiği dönüşüm ortada.
Son dönemde bu değişim hızlandı.
Teknoloji ve internet, devletleri birbirine bağlı ve birbirini etkileyen yapılara dönüştürdü.
Bu durum, geçen yüzyılın ideolojik kavramlarını da esnetti.
Devletçilik, eşitlik, özgürlük, demokrasi, insan hakları, bağımsızlık gibi kavramlar artık aynı şekilde anlaşılamaz.
Yakın geçmişte yaşadıklarımız bunu açıkça gösterdi.
Bir virüs tehdidi, "beden bütünlüğünün mutlaklığı" tartışmasını değiştirdi.
Eşitlik beklentisinin ne kadar kırılgan olduğunu gördük.
Bir devlet başkanının bir gecede yargı önüne çıkarılması, "bağımsızlık" kavramını yeniden düşündürdü.
"İnsan hakları"nın ne anlama geldiğiyle Gazze'de yaşananlar üzerinden acı bir şekilde yüzleştik.
Bu yeni dünyayı anlayabilmek için önce bir gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Paradigma değişti.
BİR HUKUK İNŞA EDİLMEK ZORUNDA
Türkiye, son otuz yılda çevresinde çok sayıda savaşın yaşandığı bir coğrafyada ayakta kaldı. Bu süreç ciddi tehditler doğurdu. Aynı zamanda yeni bir dönüşüm ihtiyacını da ortaya çıkardı.
Bu ihtiyacın adı bugün Terörsüz Türkiye. Ama bu son durak değil. Daha geniş bir perspektife ihtiyaç duyuyoruz.
Asıl mesele daha derinde: Toplumda bir dönüşüm sağlamak. Devleti ve toplumu daha dirençli hale getirmek.
Bu noktada karşımıza çıkan temel ihtiyaç hukuktur. Bu, sadece bir "kardeşlik hukuku" değil. Sadece duygusal bir birliktelik de değil. Daha fazlası...
Adeta bir toplumsal sözleşmenin yeniden yazılması!
Yeni yüzyılda Türkiye, kendisini yeniden kurmanın eşiğinde.
Milletin ihtiyaçları ile çağın gerekleri arasında yeni bir denge kurmak zorunda.
DEVLET, İNSANDIR!
Tam da bu noktada, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un sıkça dile getirdiği bir ifade aklıma geliyor: "Devletin milleti olmaz, milletin devleti olur"
Bu sözün anlamını daha iyi kavrayabilmek için konuyu Stratejist Kemal Uysal ile konuştum. Kendisini uzun süredir takip ederim. Yazdıklarıyla birçok tartışmayı önceden işaret eden bir isimdir.
Yaptığımız mülakatta dikkat çeken bazı tespitleri paylaşmak isterim:
Kemal Uysal "Devlet dediğimiz yapı, çoğu zaman zannedildiği gibi bireyin karşısında konumlanan aşkın bir kudret değil; halkın kendi varlığını düzenleme, güvenliğini sağlama ve birlikte yaşama iradesinin kurumsallaşmış hâlidir." diyor. Ve şunları ekliyor:

3