Dün, Birleşmiş Milletler çatısı altında yankılanan bir çağrı, dijital çağın en can yakıcı meselesini yeniden önümüze koydu. Sayın Emine Erdoğan, çocuklarımızın dijital sistemlerdeki güvenliğini ciddi biçimde eleştirdi. Sayın Erdoğan'ın konuşmasını okudum, herkese de okumasını tavsiye ediyorum. Meselenin artık sadece ebeveyn denetimiyle çözülemeyecek kadar devasa bir boyuta ulaştığını bir kez daha hissedeceğinizden eminim.
Sınır tanımayan teknoloji devlerinin karşısında aileleri yalnız bırakamayız. Sayın Erdoğan'ın altını çizdiği gibi; çocuklarımızı ekranların ardındaki görünmez tehlikelerden korumak, topyekûn bir insanlık ve devletler üstü sorumluluk meselesidir. Küresel şirketlerin kâr hırsına karşı Birleşmiş Milletler öncülüğünde bağlayıcı standartlar getirilmesi ve şeffaf bir hesap verebilirlik mekanizmasının kurulması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Ben de uzunca bir süredir takip edip dilediğim bu çağrıya tüm kalbimle katılıyorum. Geleceğimizi inşa ederken çocuklarımızı algoritmaların insafına terk edemeyiz. Dijital mimariyi baştan aşağı etik ve güvenli temellerle yeniden tasarlamak zorundayız.
"YAPAY ZEKA ANTLAŞMASI" ŞART
Meselenin ikinci perdesi ise küresel sistemin ta kendisiyle, yani masanın gerçek kurallarıyla ilgili. Tam da bu süreçte Bloomberg'de yayımlanan makalesiyle "BM Güvenlik Konseyi'nin veto hakkı kaldırılmalıdır" diyerek tarihî bir reform çağrısı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu kürsüsünden de bu vizyonun dijital izdüşümünü tüm dünyaya ilan etti.
Algoritmaların ve kontrolsüz teknolojinin yarattığı krizlerin kapımıza dayandığı bu dönemde Erdoğan, uluslararası ortak bir hukuki çerçevenin kurulması için "BM Uluslararası Yapay Zekâ Sözleşmesi" çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini vurguladı. Bu çağrı, çocukların dijital güvenliğinden yapay zekânın küresel yönetimine uzanan hattın aslında tek bir çatı altında birleştiğinin kanıtı. Tıpkı jeopolitik krizler gibi, yapay zekâ tehditleri ve küresel algoritma düzeni de artık birkaç başkentin iradesine ya da teknoloji devlerinin insafına bırakılamaz. Eğer yarını kurtarmak istiyorsak, adil bir dünya için bu dijital antlaşmanın vakti çoktan gelmiştir.
Devletin en tepesinin ve eşi hanımefendinin bu konuyu gündeme getirmesi, tartışmaya açması ve çözüm için irade koyması çok değerli.
DERT AYNI DERT!
Portekiz merkezli dijital haklar kuruluşu D3, Facebook, Instagram, TikTok ve YouTube'a karşı dört ayrı toplu dava açtı. Davalarda; sonsuz kaydırma, videoların otomatik oynatılması, sürekli bildirimler ve yoğun biçimde kişiselleştirilmiş öneri sistemleri gibi özelliklerin, kullanıcıları platformlarda daha uzun süre tutacak davranışsal döngüler oluşturduğu ileri sürülüyor. Davalar Lizbon Hukuk Mahkemesi'nde görülüyor. Google, kullanıcıların dijital alışkanlıklarını yönetebilmesi için çeşitli araçlar sunduğunu belirtirken, iddiaların henüz yargı kararıyla doğrulanmadığını da hatırlatmak gerekiyor. Tartışma, sosyal medya tasarımının tüketici hukuku açısından giderek daha fazla sorgulandığını gösteriyor. Benzer davayı İstanbul Aile Vakfı açmıştı, bakalım süreç nasıl ilerleyecek...

3