Çerçeve Yasa AYM'de genişler mi

Terörsüz Türkiye Çerçeve yasası kapsamının Anayasa Mahkemesinde genişleyebileceğine ilişkin yorumlar yapılıyor. Bu nedenle bu yasanın hukuki bağlamını anlamak lazım. Fakat tüm bunlardan önce, AYM'nin benzer konularda verdiği kararları bilmek gerekiyor. Bugün, bu konular üzerinde duracağım...

SİYASETTEN HUKUKA...

Türkiye'de af ve infaz düzenlemeleri, siyasi sonuçları üzerinden tartışılır. Kaç kişinin cezaevinden çıkacağı, hangi suçların dışarıda bırakıldığı ve düzenlemenin kimlere yarayacağı, doğal olarak kamuoyunun en fazla ilgisini çeken sorular olur. Bu tür yasalar AYM'nin önüne geldiğinde tartışma hukuki bir zemine taşınır. Geçmişteki bazı örneklerde kanun koyucu önce genel bir kural getirmiş, ardından belirli suçları veya kişileri kapsam dışında bırakmıştır. AYM de Anayasa'ya aykırı bulduğu bazı istisnaları iptal etmiştir. Daraltıcı hüküm ortadan kalkınca genel kural daha geniş bir kesime uygulanmıştır. Bu konudaki dört önemli örnek şöyledir:

50. YIL AFFI

Çarpıcı örneklerden biri, 1974 tarihli ve 1803 sayılı Cumhuriyet'in 50. Yılı Af Kanunu'dur. Kanun bazı suçları açıkça af dışında bırakmıştı. AYM, 1974 yılında verdiği kararla bu istisnalardan birini, Millet Meclisindeki oylamanın dönemin Anayasası'nda öngörülen usule uygun yapılmaması nedeniyle iptal etti. Mahkeme, "Bu suçlar da affedilsin" diyerek yeni bir hüküm kurmadı. Böyle bir yetkisi de yoktu. Ancak kapsamı daraltan hüküm yürürlükten kalkınca genel af kuralı bu suçlar bakımından da uygulanabilir hâle geldi.

1999 DÜZENLEMESİ

Benzer bir sonuç, 4454 sayılı Kanun'da ortaya çıktı. Düzenleme, 23 Nisan 1999'a kadar basın, sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen bazı suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesini öngörüyordu. AYM, 2000 yılındaki kararıyla "basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenmiş olup" ibaresini iptal etti. Mahkeme, aynı nitelikteki düşünce açıklamalarının kullanılan araca göre farklı hukuki sonuçlara bağlanmasını eşitlik ilkesiyle bağdaşır bulmadı. Daraltıcı ibare kalkınca ertelemenin uygulama alanı genişledi.

RAHŞAN AFFININ ÖYKÜSÜ

Bir diğer dönüm noktası, kamuoyunda "Rahşan Affı" olarak bilinen 4616 sayılı Kanun'du. Düzenleme, 23 Nisan 1999'dan önce işlenen suçlar bakımından şartla salıverme, dava ve cezaların ertelenmesi ile toplam ceza üzerinden on yıllık indirim öngörüyordu. Kanunun başlığında "af" sözcüğü yoktu. Ancak AYM, 2001 yılında kararında düzenlemenin adına değil, hukuki sonucuna baktı. Kesinleşmiş hapis cezalarından toplu ve bir defaya mahsus on yıl indirilmesini, gerçek niteliği itibarıyla toplu ve şartlı özel af olarak değerlendirdi.

AYM, on yıllık indirim sisteminin yanında dava ve hükmün ertelenmesine ilişkin bazı ölçütleri de iptal etti. Firar hâlindeki kişilerin belirli sürede teslim olmamaları durumunda kanundan yararlanamayacaklarını öngören hüküm de bunlar arasındaydı. Böylece düzenleme, ilk kabul edildiği sınırların ötesinde sonuçlar doğurdu.

Yasama organı bu karara karşı adım attı ve yeni bir düzenleme yaptı. Ancak AYM, 2002'de "özel af" yaklaşımını yineledi ve gerekli nitelikli çoğunluk sağlanmadan kabul edilen hükmü iptal etti.

2020'DE FARKLI KARAR

Aynı tartışma 7242 sayılı infaz düzenlemesinde yeniden yaşandı. Muhalefet, düzenlemenin gerçekte özel af olduğunu ve TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla kabul edilmesi gerektiğini savundu. AYM, istemi reddetti. Mahkeme çoğunluğu, hükümlülerin cezaevinden daha erken çıkmasının tek başına düzenlemeyi af hâline getirmediği sonucuna vardı.