Çatışmayı yönetebilmek: Tukidides Tuzağı ve aile arabuluculuğu

Bugün iki farklı konudan bahsedeceğim. Biri küresel siyasetle ilgili. Diğeri aileyle...

Aslında iki konu birbirinden çok da uzak değil. Çünkü ikisinin merkezinde de aynı mesele var: Çatışmayı yönetebilmek...

Şİ: "TUZAĞA DÜŞMEYELİM"

Çin Devlet Başkanı'nın Trump'a söylediği bir cümleyi görünce dikkat kesildim:

"Tukidides* tuzağına düşmeyelim." Merak ettim. Baktım. Meğer çok ilginç bir kavrammış.

Uluslararası ilişkilerde yükselen bir gücün, mevcut egemen gücü tehdit etmeye başlamasıyla ortaya çıkan savaş riskini anlatıyor.

Kavramın kökü Antik Yunan'a kadar gidiyor.

Tarihçi Tukidides, Atina ile Sparta arasındaki büyük savaşı anlatırken şöyle diyor:

"Atina'nın yükselişi ve bunun Sparta'da yarattığı korku savaşı kaçınılmaz kıldı."

Bugün bu teori en çok Çin ile ABD ilişkileri için kullanılıyor. Harvard Üniversitesi'nden Graham Allison, son 500 yıllık büyük güç geçişlerini incelemiş**. 16 örnek bulmuş. 12'si savaşla sonuçlanmış. Sadece 4'ünde ülkeler "çatışmadan" değişim olmuş.

ÇİN NE DEMEK İSTİYOR!

Aslında Çin'in verdiği mesaj şu: "Bu güç değişimini savaşa dönüştürmeyelim."

Yani... "Kırmadan dökmeden yönetelim" diyorlar.

Ama soru şu: Hukukun bu kadar aşındığı... Gücün bu kadar merkezileştiği... Uluslararası sistemin bu kadar kırılganlaştığı bir dönemde... Bu gerçekten mümkün mü İngiltere'den ABD'ye geçen liderlik gibi "yumuşak" bir geçiş mi olacak Yoksa dünya yeni bir büyük kırılmaya mı gidiyor Ben ikinci ihtimali daha güçlü görüyorum. Çünkü dünya sertleşiyor. Ve dünya sertleşirken toplumların içeriden güçlü kalması gerekiyor.

Tam da bu noktada mesele aileye geliyor. Aslında tüm meselelerin düğümü bu!

AİLEDE KRİZ

14 Mayıs Perşembe günü Gaziantep Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Aile Vakfı ve Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nin ev sahipliğinde yapılan önemli bir çalıştaya katıldım.

Aile konusuyla ilgili tüm branşlardan akademisyenler ve işin pratiğini bilenler bir aradaydı.

Hepimiz aynı sorulara cevap arıyorduk: Bu aileler neden dağılıyor Dağılmayı önlemek için ne yapıyoruz

Açık konuşalım!

Mevcut sistem artık aileyi onarmıyor.

Mahkeme koridorlarına taşınan her kriz, zamanla bir "haklı-haksız" savaşına dönüşüyor.

Kusur ispatı üzerinden ilerleyen sistem, tarafların barışma ihtimalini de yok ediyor.

En büyük zararı çocuklar görüyor.

Anne başka bir şey anlatıyor.

Baba başka...

Avukatlar başka bir dil kuruyor.

Sosyal medya zaten ayrı bir yangın yeri...

Göç...

Kontrolsüz borçlanma...

Dijital kültürün dayatmaları...

Aile büyüklerinin yanlış müdahaleleri...

Modern dünyanın ürettiği bu krizleri sadece klasik dava mantığıyla çözmeye çalışıyoruz. Olmuyor.

PARADİGMA DEĞİŞMELİ...

İşte bu yüzden çalıştayda sıkça dile getirilen "Aile Arabuluculuğu ve Rehberlik" yaklaşımını önemsiyorum.

Bu mesele artık teknik bir hukuk tartışması değildir.

Bu, doğrudan doğruya toplumsal beka meselesidir.

Çünkü aile hukukundaki krizler sadece hukuki değildir.

Psikolojiktir.

Sosyolojiktir.

Ekonomiktir.

Hatta manevidir.

Peki ne yapılmalı

"Suçlu kim" anlayışından vazgeçip...