Bir önceki yazımda; adına "birleşmiş" denilen ama kurulduğu günden bugüne bir türlü birleşememiş milletlerin geçtiğimiz hafta Amerika'da yaptığı toplantıyı yazmıştım.
Toplamda 193 ülkeden oluşma dünyanın en büyük teşkilatı BM Genel Merkezinde toplandı ve yine bir tiyatro klasiği ile birleşmiş gibi yaptı.
BÖYLE REZİLLİK OLMAZ...
Okuyanlar hatırlar yine aynı yazıda Birleşmiş Milletler tarihinin en rezil toplantılarından birinin gerçekleştiğini de yazdım.
Çünkü o toplantıda, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesince tutuklama kararı verilmiş bir katil elini kolunu sallayarak kürsüye çıktı ve pişmiş kelle misali sırıtarak lağım kokan ağzıyla elindeki çağrı cihazını sağa sola sallayarak tehditler savurdu.
Bu çağrı cihazının gösterilmesi ölüm tehdidi anlamına geliyordu.
Bunun neden böyle algılanması gerektiğini önceki yazımda açıklamıştım hafızayı tazeleme adına konuyu tekrarlayalım.
KATİLİN MERAMI...
Malum İsrail, Gazze'de soy kırmaya devam ederken, kana doymayan vampir misali yönünü Lübnan'a da çevirmiş ve orada on binlerce insanın katline sebep olmuştu.
Orada yaptığı saldırıların en ağırını ve en iğrencini Hizbullah'a yaptı.
Bu saldırıda neler olmuştu hatırlayalım.
HAİN PLAN...
MOSSAD düzenlediği terör saldırısıyla Hizbullah'ın 4.000 kişilik lider kadrosunu tek bir tuşla yok etti.
Bu saldırıya maruz kalan Hizbullah liderlerinden şanslı olanlar gözlerini, kulaklarını ya da bir başka uzuvlarını şanssız olanlar ise hayatlarını kaybetti.
Peki nasıl oldu
İHANET ŞEBEKESİ...
Esasen saldırı çok basit ama bir o kadar da zekice planlanmıştı.
Önce binlerce çağrı cihazının içine günü ve saati geldiğinde infilak ettirilmek üzere patlayıcı madde yerleştirildi.
Sonrasında bu cihazlar lider bazında haberleşme maksatlı kullanılacak diyerek Hizbullah liderlerine dağıtıldı.
Beklenen gün ve saat geldiğinde tek bir komutla cihazlardaki patlayıcılar patlatıldı ve böylelikle Hizbullah'ın 4.000 kişilik lider kadrosu bir anda devre dışı bırakıldı.
Bu konuyu hepinizin aklından geçen şu kritik soruyla kapatalım.
Bu cihazları Hizbullah'a kim dağıttı
Tabi ki İran...
O halde ikinci soru.
Bu durumda Devrim Muhafızları İsrail'le iş birliği mi yapıyor
Elbette, şüpheniz mi var...
Bu konuyu bir kenara koyalım ve devam edelim.
BU TEHDİTLER İLK DEĞİL...
Geçtiğimiz yıllarda Gazze Kasabı Netanyahu kendisine olan tepkiler artınca üç cepheli bir tehdit sarmalı oluşturmuştu.
Hakkında eleştiriler artan vatansız soysuz Netanyahu önce Amerika'ya, sonra Avrupa'ya ve son olarak da Körfez ülkelerine tehditler yağdırdı.
Amerika'yı "açtırma ağzımı Pearl Harbour baskınında İkiz Kuleler'in vurulmasında çevirdiğin pis işleri dökerim ortalığa" diyerek tehdit etti.
Körfez ülkelerinin sultanlarını "oturduğunuz tahtın kıymetini bilin daha fazla şansınızı zorlamayın" diyerek tehdit etti.
Avrupa'yı tehdit ederken de aynen şu cümleleri kullandı.
"Avrupa'da herhangi bir terör saldırısı yaşanmıyorsa bunu bana borçlusunuz."

3