'Yurttaşların eşitliği' karşıdır 'eşit yurttaşlığa'

Terör örgütü PKK'ye özel çıkarılan ancak adına "af yasası" denmeyen yasanın imzalanmasının ardından yasaya taraf hemen herkes "eşit yurttaşlık"tan dem vurdu. "Eşit yurttaşlık" kavramı, sözcüklerin taşıdığı olumlu duygu ve düşünce nedeniyle sanki iyi niyetli bir söylemmiş yanılsaması yaratıyor. Oysa iki sözcüğün yeri değiştiğinde sonuç ağır oluyor: Yurttaşlar arasında tüm denge eşitliğin aleyhine bozuluyor. Fransız Devrimi'nden bu yana "yurttaşların eşitliği" aslolan iken şimdi "eşit yurttaş" baskısı yapılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu kimliğinin bu kavramlar üzerinden müzakere edilmesi, yeniden tanımlanması isteniyor. Oysa net bir belirleyici var: Uğruna ödenen tarihi bedel.

İKİ KAVRAM ARASINDAKİ FARK

"Yurttaşların eşitliği" cinsiyeti, etnik kökeni, dini, mezhebi ya da geldiği sosyoekonomik yapıdan tamamen yalıtılmış birer özne olarak devletin karşısında tamamen eşit bireyler olarak tanımlanması, konumlanmasıdır. Muhatabın insan olması yeterlidir. Ayrıntısına bakılmaz. Konu ve yaklaşım bu kadar nettir.

"Eşit yurttaşlık" ifadesindeki "eşitlik" arayışı tek tek bireyler için değildir; etnik, dini veya kültürel grupların kolektif varlığı ve/veya temsil gücü üzerinden tanımlanmaya çalışılan üstün hakların, ayrıcalıklı konumlandırmanın karşılığıdır. Yani herkes için değil, herkese karşındır.

"Eşit yurttaşlık"; devlet çatısı altında yaşayan farklı etnik, kültürel veya kolektif grupların diğerlerinden ayrışarak yalnızca kendine özgülenmiş anayasal bir tanımlama ve özel düzenleme taleplerini içeriyor. "Eşitleneceğiz!" diyerek önce diğer herkesten ayrışmak, sonra da tanımlanmış ayrıcalıklı konumlarıyla kabul görmek isteniyor.

Özetle; "Eşit yurttaşlık"ta amaç; hukuki, siyasi ve toplumsal olarak diğerlerinden ayrılan etnik, dini vb. gruba ya da kolektif yapıya "eşitlik" adı altında "ayrıcalık" kazandırmaktır.

TÜRKİYE'DE EŞİTLİK

Türk topraklarında hukuki evreni düzenleyen toplam beş anayasamız oldu: 1876, 1921, 1924, 1961 ve 1982.

Osmanlı Devleti'nin ilk ve son anayasası 1876 Anayasası; "tebaa" denen kullar bütününü yalnızca dini ve mezhebi farklılıkları üzerinden değerlendirirken öncesinde "millet sistemi" içinde Müslümanları üstün tutan dinsel hiyerarşiyi kaldırıyor ve herkesi istisnasız Osmanlı kabul ediyordu.

5. maddesine açıkça, "Zatı hazireti padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür" yazılmıştı; yani padişah kutsal ve sorumsuzdu. "Eşitlik" vardı ama padişahın kulları olma konusunda...

Milli egemenliğin ilk kez temel ilke olarak kabul edildiği 1921 Anayasası savaşın ortasında hazırlanmıştır ve detaylandırılmamış 23 maddesiyle birlikte tek çerçeve anayasamızdır. Egemenliğin kaynağı artık millettir. Bugün yorumladığımız anlamda bir "eşitlik" hükmü bulunmasa da saltanat ayrıcalıkları böylece reddedilmiştir.

29 Ekim 1923 tarihli 364 sayılı kanunla 1921 Anayasası'nın 1. maddesine: "Türkiye Devleti'nin şekli hükümeti, Cumhuriyettir" yazılır.

'KİMSESİZİN KİMSESİ' CUMHURİYET

Cumhuriyet; yıkılmış, nüfusu hastalıktan kırılmış; yaklaşık 30 bin kişiye bir doktor düşen, çocukları doğarken ölen, 60 civarında eczacısı olan, 40 bin köyün 38 bininde okul bulunmayan, yalnızca İstanbul ve İzmir'de elektriğe ulaşılan son derece yorgun ve yıpranmış bir ülkeyi devraldı.

Mustafa Kemal Atatürk, saray ve çevresini ayrıcalıklı "yöneten" ve geri kalan herkesi "yönetilen" sınıfında gören sertçe bölünmüş eko-sosyal yapıyı kökten değiştirdi. Asırların getirdiği ataleti silkeleyen çok büyük bir devrimdi bu. Hangi etnisiteden, kökten, dinden, mezhepten, cinsiyetten geldiğine bakmaksızın, kimseyi ayırt etmeksizin herkese eğitimle birlikte fırsat eşitliği verdi ve ilk defa bir lider, insan yerine koyulmayan köylüyü "efendi" ilan etti. ünkü cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesiydi.

'OSMANLI' DEĞİL 'TÜRKLER'

"Teşkilatı Esasiye Kanunu" adıyla bilinen 1924 Anayasası ile "tebaa" kavramı tamamen tasfiye edilecek, yerini özneleşen "vatandaş" alacaktır.

Vatandaşlığın kavramsal karşılığı olan "Türklük" net bir biçimde tanımlandı: "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur (adlandırılır)."

"Türklük, Türk vatandaşlığı"; etnik köken, din veya ırk temelinde olmayan anayasal ve hukuki bir bağ olarak nitelendi.

Aynı zamanda; "Vatandaşlık Kanunu" gereğince, Türklüğe kabul edilen herkesin Türk olduğu da belirtilmişti. Böylece; imtiyazsız, sınıfsız ve kanun önünde eşit "Türk yurttaşlığı" anayasaya girdi. İlk kez "Türklerin" yani vatandaşların "hakları ve hukuku" başlığı açıldı.