İçimde yanan ateş: Mus'ab bin Umeyr (r.h.)

Büyük insanlara bakmak, küçüklüğümüzü daha çok anlamamızı sağlar. Nefis penceresinden bakıldığında çok şeyler yaptığımızı düşünebiliriz.

Şeytanın desiseleri, gafletin kalın tabakaları ve yanlış mukayeseler, bizi iman davası yolunda maddî-mânevî çok fedakârlıklar yaptığımıza ikna edebilir. Fakat hakikatin peşinden koşanlar için bu mukayeseler bir ölçü olmaz, olamaz. Büyüklerin hayatları, kime bakmamız gerektiğini kalbimize, aklımıza ve ruhumuza gerekli ihtarları yaparak gösterir.

İlk Müslümanlardan Mus'ab bin Umeyr'in hayatı da böyledir. Refah içinde yüzerken bir kefen bile bulunamadan şehadet şerbetini içmesi, ibret almak isteyene çok ciddi mesajlar verir. Kırk yıllık ömrü sadece maddî imkânlardan feragat olarak algılanmamalıdır. İşkence, sürgün, savaş, dayak, psikolojik şiddet gibi onlarca menfî hadise, onu davasından vazgeçirememiştir.

O, Efendimizin'in (asm) izinde hakikî imanı elde etmiştir. "İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir" tespitinin müşahhas bir numunesidir.

Önce Mus'ab bin Umeyr'i biraz yakından tanımaya çalışalım. Kitaplarda, Mekke'de yaşayan gençler içerisinde bütün "en"ler nazara verilerek hayatı anlatılır. En güzel yiyecek ve içecekler, elbiseler, kokular... Annesinin göz bebeğidir. Delikanlılık çağına gelmesine rağmen üzerine titrer. Kokuları, ticaret kervanları vasıtasıyla başka ülkelerden getirtilir. Giydiği elbiseler en kaliteli kumaşlardandır ve bir giydiğini bir daha giymez. Kimsenin sofrasında bulunmayan çeşitli yiyecekler her gün Mus'ab'ın istifadesine sunulur.

Mekke'nin en soylu ailelerinden biri olduğundan büyük bir itibar da görür. Kendini çok iyi yetiştirmiş olan Mus'ab'ın hitabeti, muhatabını etkiler. Kültürlü ve soylu olmasının yanı sıra çok yakışıklıdır. Mekke sokaklarında yürüdüğünde genç kızların pencerelerden ona bakmaları ve onunla evlilik hayalleri kurmaları, yakışıklılığı hakkında yoruma hacet bırakmaz. Efendimiz (asm) ile akraba olmasının yanı sıra, Ona (asm) fizikî olarak en çok benzeyen Sahabelerin başında gelir.

Tüm bunlara rağmen Mus'ab bin Umeyr, Müslüman olmadan önce mutlu değildi. Vicdanen hissediyor ki maddî imkânlar insanı mutlu etmeye yetmiyordu. Ayrıca fıtratı henüz kirlenmemişti. Putlara tapmayı reddediyor, bu durumdan tiksiniyordu. "Kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur" İlâhî fermanının manasını yaşatacak rehbere gidene kadar bu hâl devam etti.