Uzun zamandır Yalova'daki ağabey ve kardeşlerle, Düzce'de her ayın üçüncü haftasında düzenlenen programlara iştirak etme niyetindeydik. Çok şükür, bu niyetimizi gerçekleştirdik.
Uzun zamandır Yalova'daki ağabey ve kardeşlerle, Düzce'de her ayın üçüncü haftasında düzenlenen programlara iştirak etme niyetindeydik. ok şükür, bu niyetimiz gerçekleşti. Rahmet yağmurları eşliğinde, Cuma namazının ardından yedi kişi yola çıktık. Heyecanlıydık. Düzce'nin sisteminden haberdardık. Bu usulü yerinde tecrübe etmek ve eksikliklerimizi daha yakından görmek harika bir tecrübe olacaktı.
Yaşasın Nurculuk
Yağmur ve trafiğe rağmen Rabbimizin inayetiyle zamanında umumi derse yetiştik. İlk dikkatimizi çeken, otopark sorunu olduğu için bir ağabeyin bizi karşılayarak araçlarımızı otoparka çektirip dershaneye getirmesiydi. Ders salonunda sıcak ve güçlü bir kucaklaşma gerçekleşti. Tanıdığımız, tanımadığımız bütün ağabey ve kardeşlerle kırk yıllık dost olmak birkaç saniyede mümkün oldu. Bu derin hissiyat kalbimize "Yaşasın Nurculuk!" nidasını söyletti.
İlk dersin ardından çay arasında koyu bir sohbete daldık. Düzce'nin ders programında, o aya girmeden önce kimin hangi hafta hangi pasajı okuyacağı bellidir. Bu usulü Yalova'da biz de tatbik etmeye çalışıyoruz. İkinci dersi okuma teklifi Yalova'dan bir kardeşimize yapıldı. Ancak bir şart vardı: Programda belirtilen konu okunacaktı. O kardeşimiz de o konuyu memnuniyetle okudu.
Ders bitiminde de sohbet bir süre daha devam etti; muhabbete doyum olmuyordu. Hizmet hatıraları, meşveret usulleri ve komisyonlardaki vazife taksimleri gibi mevzular hepimizin ilgisini çekti. Bizleri daha fazla yormak istemedikleri için iki vazifeli ağabey, gece konaklayacağımız dershaneye götürdü.
Hakikî Bir Nur Talebesi Duruşu
Normalde cumartesi günü seminer günüydü; ama seminerler Ekim ayında başladığı için o gün program yoktu. Biz de o günü okuma programına tahsis etmeye karar verdik. Cuma gecesinden Cumartesi'yi planlarken, bizlere eşlik eden ağabeyler de yanımızdaydı. Pazar günü ise Düzce'nin okuma programına katılacaktık.
Kahvaltı görevlilerinden bir ağabey, bize kahvaltı malzemesi almak ve hazırlamak için ertesi sabah geleceğini söyledi. Biz gerek yok desek de nazik bir dille, "Zaten Pazar için kahvaltı malzemesi alacaktım." diyerek bizi incitmeden hizmet edeceğini ifade etti. Biz kaçta geleceğini sorduğumuzda, "Siz ne zaman isterseniz o zaman gelirim." cevabını vermesi, hakikî bir Nur talebesinin nezaketini ve duruşunu izhar ediyordu.
Sabah namazıyla birlikte program başlayacağından dolayı ağabeylerle vedalaşıp istirahata çekildik. Zira yoğun bir gün bizi bekliyordu. Programımızı ve müzakere edeceğimiz mevzuları biz de meşveret ederek oluşturmuştuk. Büyük bir hassasiyetle uymaya çalıştık.
Ağabeyimiz Hüsn-ü Misal Olmaya Devam Ediyor...
Kahvaltı saatine vazifeli ağabeyimiz vaktinden daha erken gelerek bize mükellef bir sofra kurdu. Biz mahcup bir edayla teşekkür ederken, "Olur mu öyle şey! Bu hizmette herkesin bir vazifesi var. Ben de vazifemi yapmaya çalışıyorum." diyerek bize hüsn-ü misal olmaya devam etti. Öğle namazına kadar birlikte müzakereli dersler ve şahsî okumalar yaptık.
Yeri gelmişken söyleyelim. Bu tür programlarda sosyal ve kültürel faaliyetleri de eklemek gerekiyor. Bu durum hem kaynaşmaya hem de tefekküre vesile oluyor. Biz de bu vesileyle Güzeldere Şelalesi, Tophane Seyir Terası, Efteni Gölü ve Prusias Antik Kenti'ni ziyaret ettik. Kuru bir ziyaretin ötesinde, kâinat kitabını da okumaya çalıştık. Programdaki müzakereli dersleri ve şahsî okumaları da bu mekânlarda ağabeylerimizle birlikte eda etmeye çalışmak harikaydı. Şelaleye eşlik eden devasa kaya, seyir terasındaki panoramik manzara, Efteni Gölü'ndeki nilüfer öbekleri, antik kentteki binlerce yıllık hatıra ve eserler bizlere bambaşka dünyanın kapılarını açtı.
Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Düzce'deki ağabeyler gün boyu bizi arayarak, "Neredesiniz Neler yapıyorsunuz Bir ihtiyacınız var mı" diye sormaları, müfritâne irtibatın ve kardeşlik bağının nasıl olması gerektiği hususunda nefsimize ciddi bir ders verdi.
Veda Etmeden Üzülmeye Başlamak...
Yatsı namazından sonra yapılan müzakereli dersle birlikte istirahate geçecektik. ok yorulmuştuk ama değmişti. Bir kardeşimizin dersten sonra salona mânidar bir şekilde bakması dikkatimizi çekti. Sebebini sorduk. "Hep böyle oluyor. Ne zaman bir okuma programı için dershanede kalsak, kısa sürede mekânla bütünleşiyoruz. Sanki çok uzun zamandır burada kalıyoruz gibi hissediyorum. Yarın buradan gideceğiz. Daha gitmeden içimde bir burukluk var. Daha buradan gitmeden gitmiş gibi üzülmeye başladım." demesi, hepimizin hissiyatına tercüman olmuştu.
Nihayet pazar günü geldi. Düzce'deki ağabeylerle bir kez daha hemhâl olacaktık. Kahvaltı çoktan hazırlanmış, bizi bekliyorlardı. Büyük bir hasretle tekrardan kucaklaştık. Kahvaltıda da sohbet devam etti. Program şahsî okumayla başladı. Gün boyu üç ayrı müzakereli ders yaptık. Her müzakerede vazifeli ağabey konu tekliflerini sordu. Konular tek tek oylandı. En çok oyu alan konu müzakere edildi. Konu teklifi yapan kardeş dersi okudu. Bir tevafuk olarak, üç müzakerede de Yalova'dan gelen kardeşlerin teklif ettiği konular en çok oyu aldı ve dersleri onlar okudular.
Şapka Önemli Mi
Bu müzakerelerde çok hayırlı kapılar açıldı. İstifade sadece konu metninin kendisiyle sınırlı kalmadı. Mesela edebiyatçı bir ağabeyimiz, "sıfat-ı mukaddese" ile "sıfât-ı mukaddese" arasındaki farkı izah etti. Düz "a"nın tekil, şapkalı "â"nın ise çoğul manası taşıdığını öğrendik. Bu bilgi, bundan sonraki okumalarımızda çok daha geniş tefekküre vesile olacaktır.
İlk bakışta bazı dikkat çekmeyen ifadelerin nazara verilmesi de ehemmiyetliydi. Tembellik bahsi okunurken, "haberleri olmadan bir kısmına fazla iş buluyorlar" ifadesi belki on beş dakika müzakere edildi. Bir insanın haberi olmadan fazla iş bulunması ne demektir Bu nasıl gerçekleşir İnsan neden bunun farkına varamaz İnsan nasıl bu hâle geliyor gibi sorular ufkumuzu açtı.

2