İfratla tefrit arasında yaşayınca

Türkiye aşırı uçlarda yaşayan bir ülke. Olaylara mantıklı, akıllı bakalım gibi bir anlayış yok. O kadar keskiniz ki, sağlıklı analiz yapanlar bile hep birilerinin adamı ilan ediliyor.

Bunun son örneğini A Millî Takım'da gördük. Dün sabah uyandık. Millî Takımımız Avustralya ile oynadı. Maçtan önce zaten çoktan kazanmıştık. Kanguru takımı bize rakip bile değildi. Peki ne oldu Fizik gücü sağlam, duvar gibi savunması olan adamlar bize fırsat vermedi. Bir iki atak dışında net pozisyonumuz hiç yok. Adamlar üç dört kere geldi, ikisini gol yaptı.

Avusturalya'nın Dünya Kupası tecrübesi olan 9 futbolcusu var. Bizim hiç yok. Evet bizim futbolcular Avrupa'da ve Türkiye'de iyi takımlarda oynuyorlar ama tecrübe olarak eksikler. Oynanmamış maç kazanılmamıştır. Artık günümüz futbolunda fizik gücü ve atletik yapı çok önemli. İşte İsviçre Katar maçında gördük. Teknik olarak İsviçre daha iyi. Ama Katar fiziken biraz dayandı ve son dakikada golü buldu. Ha, hayatta olduğu gibi maçlarda da sürpriz nadiren olur. Çok çalışan, mücadele eden, belli bir sistemle oynayan takımlar başarılı oluyor. O yüzden Fransa, İspanya, Almanya, Arjantin, Brezilya sürekli favoriler ve kupayı bunlardan biri kazanıyor. Gerçi Brezilya bu sene iyi değil.

Demem o ki, ifrat ve tefrit arasında yaşamamak lazım. Hayata akılcı, mantıklı bakmak lazım. Çok çalışmak, disiplinli olmak ve odaklanmak lazım. Sonra da dua edip gerisini Allah'a bırakmak lazım.

Bakın ABD Millî Takımının Paraguay maçı beni çok korkuttu. Çünkü ABD Millî Takımı hem fiziken çok güçlü, hem de çok teknik. Belli ki çok çalışmışlar. Organize atakları var. Disiplinden hiç kopmuyorlar. Türkiye bu gruptan çıkabilir mi Çıkabilir. Ama daha turnuvanın başında havalanmak, garip saç tıraşları, erkenden kendimizi galip ilan etmek en kötü alışkanlıklarımız.