AK Parti'nin İkinci Çeyrek Asır Vizyonu

AK Parti, 25. kuruluş yıldönümünü 14 Ağustos günü büyük ve coşkulu bir mitingle Ankara Millet Bahçesinde kutladı. 14 Ağustos 2001 günü kurulan AK Parti, yaklaşık on beş ay sonra 3 Kasım 2002 tarihinde seçimleri kazanarak iktidar olmuştu. Buna göre, üç ay sonra iktidarının da 24. yılına ulaşacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle 25. yıl kutlamaları aynı zamanda 24 yıllık iktidarın ele alınmasına ve gelecek dönem vizyonunun ortaya konulmasına vesile oldu.

AK Parti, bu ihtiyacı görerek "İlk Çeyrek Asırdan İkinci Çeyrek Asra - Değişime Yön Veren Türkiye" başlıklı kapsamlı ve derinlikli bir Vizyon Belgesi yayınladı. Belgeyi ele almadan önce, belirtmek gerekir ki AK Partinin çeyrek asra yaklaşan iktidarı sonrası önümüzdeki 25 yıllık döneme ilişkin yeni bir vizyon ortaya koyması, başlı başına bir özgüven ve dinamizm göstergesi. Özellikle muhalefet partilerinin içerisinde bulundukları kriz göz önüne alınırsa bunun vatandaş nezdindeki güçlü etkisi şaşırtıcı olmasa gerek.

Seçmenler, bir tarafta ülkenin gelecek 25 yılına ilişkin hedeflerini ve vizyonunu ortaya koyan iktidar partisini, diğer taraftan da ülke sorunları hakkında söz söylemek bir tarafa kendi iç sorunlarıyla ülkenin gündemini yıllardır işgal eden muhalefeti dikkatli bir şekilde izliyor. AK Parti, hiçbir zaman mevcutla yetinmeyen her zaman daha iyisini amaçlayan dinamik yapısıyla alternatifsizliğini gösteriyor. Bu kadar uzun süren bir iktidara rağmen yorgunluk göstermeyip hala yenilenebilmesi ve yeni hedeflerle kendini güncelleyebilmesi önemli bir başarı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın bir "Önsöz" yazdığı vizyon belgesi, "AK Parti: Milletimizin Eseri, Türkiye'nin Geleceği" başlıklı bir "Giriş" kısmı ile karşımıza çıkıyor. Burada AK Parti siyaseti ve kimliği üzerine ayrıntılı analizler ve 25 yıllık ilk çeyrek asrına yönelik değerlendirmeler yapıldığı görülüyor. Ayrıca burada ilk 25 yıla ilişkin bir muhasebeye gidildiği, iktidar dönemindeki kazanımların özetlendiği ve sonraki 25 yılın bunların üzerine inşa edileceğinin vaat edildiği söylenebilir.

Partinin kimliğini özetleyen şu veciz ifadeler dikkat çekici:

"Partimiz kültürel bakımdan muhafazakâr, siyasal bakımdan reformcu ve demokrat, ekonomik bakımdan üretken ve girişimci, sosyal bakımdan her kesimi kuşatan ve dış politikada özerk ve bağımsızdır. Dünyayla ilişkilerde Türkiye merkezli ve yapıcı, millî kimlikte özgüvenli, insanlık karşısında sorumluluk sahibidir."

Belgede ilk 25 yılın siyaseti, büyük ölçüde "eser ve hizmet siyaseti" kavramıyla anılıyor. Türkiye'nin temel altyapı problemlerinin çözülmesi, sağlık hizmetlerinin ve sosyal desteklerin yaygınlaştırılması, ulaşım ağlarının büyütülmesi, savunma sanayiinde dışa bağımlılığın azaltılması ve enerji altyapısının güçlendirilmesi bu dönemin belirgin başlıklarıydı.

İkinci 25 yılda ise çıtanın yükseltildiği görülüyor. Artık yalnızca daha fazla üretmek değil, yüksek teknoloji ile daha katma değerli üretmek; yalnızca teknolojiyi kullanmak ve takip etmek değil, teknoloji geliştirmek ve yön vermek; yalnızca küresel sistemin parçası olmak değil, küresel sistemin geleceğine yön veren ülkelerden biri olmak hedefleniyor. Bu hedef belgede şu şekilde ifade ediliyor:

İlk çeyrek asırda sorunlarını çözen, kendi gücüne güvenen, kendi kararını veren ve kendi yolunu çizen Türkiye'yi hep birlikte inşa ettik. Önümüzdeki çeyrek asır ise inşa ettiğimiz bu kapasitenin kurucu bir etkiye dönüşeceği dönem olacaktır.

Değişimi Okumak ve Yön Vermek

Vizyon belgesinde, halihazırda dünyada ve Türkiye'de yaşanan hızlı ve derin değişimin AK Parti tarafından görüldüğü ve ilk 25 yılda gerçekleştirilen reformların bu değişime hazırlıklı olmayı sağladığı vurgulanıyor. Türkiye'nin artık değişimi takip eden veya sadece uyum sağlayan değil değişime yön veren bir ülke olması hedefleniyor.

İlk 25 yılın temel meselesi Türkiye'nin kendi kapasitesini oluşturmasıydı. İkinci 25 yılın hedefi ise bu kapasiteyi küresel ölçekte bir etkiye dönüştürmek olarak tarif ediliyor. Burada öne çıkan kritik kelime "kapasite". Çünkü Türkiye'nin son çeyrek asırda yaşadığı dönüşümü yalnızca yol, köprü, hastane, okul, savunma sanayii veya enerji yatırımları üzerinden okumanın eksik kalacağı, bunların tamamının ötesinde bir devlet ve toplum kapasitesi, üretim kapasitesi, teknoloji kapasitesi ve siyasi özgüven birikimi ortaya çıktığı vurgulanıyor.