İzlanda AB yoluna yeniden girecek mi

Carl Bildt
Bugün
27

Değişken bir dünyada yalnızlık pek de rahatlatıcı değildir. İzlanda'nın 29 Ağustos'ta, daha önce askıya alınmış Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmaması konusunda yapılacak referandumunun ardındaki basit açıklama da budur. (Nihai bir üyelik anlaşmasına varılması halinde, müzakereler tamamlandıktan sonra ayrıca bir referandum yapılması gerekecek.)

Yaklaşık 400 bin nüfusa, Kuzey Atlantik'te stratejik bir konuma ve dış dünyayla son derece bütünleşmiş bir ekonomiye sahip İzlanda, kalkınma koşullarının ve daha da önemlisi güvenlik ortamının nasıl değiştiğine karşı doğal olarak hassas. Ülke 2009'da AB üyeliğine başvurduğunda, ekonomiyi çöküşün eşiğine getiren 2008 finansal krizinin ağır sonuçlarından henüz kurtulmuştu. O dönemde İzlanda'da birçok kişi, ülkenin para birimini ve ekonomisini Avrupa Birliği'ne bağlamanın en güvenli seçenek olduğunu düşünüyordu.

Avrupa Komisyonu'nun ülkeye ilişkin olumlu değerlendirmesinin ardından üyelik müzakereleri 2010'da başladı ve 2013'e kadar hızla ilerledi. Müzakere edilen 33 başlığın 27'si açılmış, hatta 11'i geçici olarak kapatılmıştı. Ancak balıkçılığın kontrolü gibi kilit konularda henüz anlaşmaya varılamamıştı.

2013'te seçilen yeni İzlanda hükümeti ise müzakereleri sonlandırdı. Politika yapıcılar arasındaki genel kanaat, 2008'deki ekonomik çöküşün ardından toparlanmanın beklenenden daha sorunsuz gerçekleştiği yönündeydi. İzlanda'nın kendi ayakları üzerinde durabileceğine dair inanç güçlenmişti.

O zamandan bu yana İzlanda ekonomisi, özellikle turizm sektöründeki hızlı büyümenin de etkisiyle başarılı bir performans sergiledi. Üstelik ülke, Norveç ve Lihtenştayn'ın da taraf olduğu Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) anlaşması sayesinde AB'nin tek pazarının bir parçası olmaktan önemli ölçüde faydalandı. Bununla birlikte, İzlanda para birimine ilişkin belirsizlik, faiz oranlarının ve dolayısıyla diğer birçok maliyetin görece yüksek kalmasına yol açtı.

Belki de daha önemlisi, jeopolitik ve jeoekonomik gerilimlerin tırmandığı bir dönemde, birçok kişi İzlanda'nın AB dışında kalmasının ülke açısından bir kırılganlığa dönüştüğünden endişe etmeye başladı. Başbakan Kristrun Frostadottir hükümeti de bu nedenle üyelik müzakerelerini yeniden başlatmak ve tam üyelik seçeneğini değerlendirmek için halktan yetki almak istiyor.

Tarihsel nedenlerle egemenlik konusu, İzlanda'nın AB'ye katılım tartışmalarında önemli bir yer tutuyor. Ancak ülke Avrupa Ekonomik Alanı anlaşması aracılığıyla zaten AB ile ekonomik açıdan uydu niteliğinde bir ilişki içinde. Bu nedenle tam üyelik, İzlanda'nın hâlihazırda uygulamak zorunda olduğu kararlara şekil verme imkânı sağlayarak egemenliğini zayıflatmak yerine güçlendirebilir.

Balıkçılık politikası, olası üyelik müzakerelerinin temel ve hassas başlıklarından biri olacaktır. Ancak Birleşik Krallık'ın artık AB üyesi olmaması ve İzlanda'nın ekonomik bölgesinin başka hiçbir AB üyesinin ekonomik bölgesiyle sınırdaş olmaması, uzlaşma için alan yaratıyor. İsveç ve Finlandiya'nın kuzey bölgelerde tarım konusunda özel düzenlemeler elde ettiği düşünüldüğünde, İzlanda'nın da benzer şekilde avantajlı koşullar elde etmesi mümkün olmalı.

Uzun süredir devam eden bu endişelere rağmen, daha geniş güvenlik öncelikleri tartışmanın yönünü giderek daha fazla belirliyor. İzlanda NATO üyesi, ancak kendi ordusu bulunmuyor. Soğuk Savaş döneminde ABD, ülkede son derece önemli Keflavík hava üssünü işletiyordu; ancak 2006'da ani ve tartışmalı bir şekilde buradan ayrıldı. Günümüzde ise Kuzey Atlantik'te gözetleme faaliyetlerine destek vermek üzere başta Avrupa hava kuvvetleri olmak üzere farklı ülkelerin savaş uçakları Keflavík'te dönüşümlü olarak konuşlandırılıyor.