Carl Bildt, Avrupa Birliği'nin sınırlı kapasitesinin ortaya çıktığını ve ekonomik büyümeyi en üst öncelik yapması gerektiğini savunuyor. Draghi ve Letta raporlarında önerilen reformlar uygulanmadığı için AB, rekabet gücünü kaybediyor ve Rusya tehdidi karşısında savunma yatırımları yapamıyor. Düşük büyüme, yüksek borç ve demografik küçülme halinde, refah sistemleri ve savunmayı aynı anda finanse etmek gerçekten mümkün müdür?
STOCKHOLM
Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ofisleri ve diğer yerlerde düzenlenen Avrupa Birliği'nin çeşitli toplantılarından çıkan sonuçlara bakıldığında, bloğun sınırlı kapasitesi açıkça görülüyor. Karşılaşılan zorluklar ve yapılması gereken işler çok fazla. Dünya karmaşık bir yer ve Brüksel'deki siyasi ortam da öyle.
Bu nedenle ilk görev, öncelikler üzerinde uzlaşmak olmalı. Aslında bu o kadar da zor değil; çünkü bazı öncelikler son derece açık. Rusya'nın toprak saldırganlığıyla mücadeleye devam etmek açık bir stratejik zorunluluktur; Ukrayna'ya mali destek sağlamak ise barışa ve yeni bir AB genişlemesi sürecine zemin hazırlamaya yardımcı olacaktır. Bu ay Macaristan'da gerçekleşen ve Başbakan Viktor Orban'ı 16 yılın ardından iktidardan uzaklaştıran seçimler, AB güvenliğini giderek daha fazla riske atan utanç verici bir engeli de ortadan kaldırdı.
Ancak Avrupa genelinde daha güçlü ekonomik büyüme sağlamak da en az bunun kadar acil. Giderek daha tehlikeli hale gelen bir dünyada, sağlam bir sanayi ve teknoloji altyapısı güvenlik ve stratejik özerklik için bir gerekliliktir. Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi ile İtalya'nın eski başbakanı Enrico Letta tarafından hazırlanan raporlar, AB'nin rekabet gücündeki sorunları ve ortak pazarın eksikliklerini açıkça vurgulayarak gerekli çözüm yollarını belirledi.
Ancak Draghi ve Letta'nın bulguları, yayınlandıklarında manşetlere taşınmanın ötesinde, AB'nin politika gündeminde neredeyse hiç yer almadı. Önerilerin hemen hiçbiri hayata geçirilmedi ve bu durum açıkça makroekonomik verilerde de kendini gösteriyor. Görünüşe göre, AB politika yapıcılarının ekonominin rekabet gücü ve verimlilik sorunlarına gereken ilgiyi gösterememesi için ortada çok fazla başka mesele var.
Ancak bu pek de güven verici bir mazeret değil. Avrupa liderleri yanılsamalardan vazgeçmeli ve neyin söz konusu olduğunu anlamalı. Düşük büyüme, kalıcı bütçe açıkları ve önemli kamu borç yükü karşısında, AB üye devletlerinin önümüzdeki yıllarda refah sistemlerini sürdürürken savunma harcamalarını artırmaları mümkün değildir. Durumu daha da kötüleştiren ise, Avrupa'nın çalışma çağındaki nüfusunun önümüzdeki on yıl içinde yaklaşık %12 oranında azalmasının beklenmesi; bu da kamu maliyesine daha büyük bir yük getirecek ve mevcut kaynakları daha da kısıtlayacaktır.
Bu ihtiyaçlar çok büyüktür, çünkü çoğu AB ülkelerinin savunma harcamaları GSYİH'nin yaklaşık %2'sinde kalmış durumdadır. Ancak son 15 ayın gösterdiği bir şey varsa, o da Avrupa'nın artık kendi güvenliğine ve savunma sanayisine yönelik büyük yatırımları erteleyemeyeceğidir. Daha birkaç ay önce ABD Başkanı Donald Trump, NATO üyesi Danimarka'ya ait egemen bir bölge olan Grönland'ı ele geçirme tehdidinde bulunmuştu. Yakın zamanda ise Trump'ın Avrupa'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşa katılmamasına duyduğu öfke, ABD'nin Avrupa'nın savunmasına gelip gelmeyeceği konusunda ciddi şüpheler uyandırdı.
Avrupalılar gerçekle yüzleşmek zorunda. Zayıf büyüme, yüksek borç ve demografik düşüşle mücadele ederken, fiziksel güvenliğimizi sağlamaya, potansiyel saldırganlara (Rusya başta olmak üzere) karşı caydırıcılık oluşturmaya, ekonomimizi karbonsuzlaştırmaya ve dünyadaki en yaşlı nüfuslardan birine tutarlı destek sağlamaya çalışıyoruz. Hedeflerimize ancak sağlam reformlar yoluyla ulaşabiliriz.

4