Hürmüz Boğazı'nda aylardır devam eden kriz, enerji güvenliğinin, yalnızca yeterli miktarda petrol ve doğal gaz bulmakla sağlanamayacağını bir kez daha gösterdi. Kaynağa sahip olmak kadar bu kaynağı güvenli bir güzergâh üzerinden piyasaya ulaştırabilmek de önem taşıyor. 2025'te dünya deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri, küresel LNG ticaretinin de yaklaşık beşte biri Hürmüz'den geçti. Boğazdaki geçişlerin aksaması yalnızca sevkiyatları durdurmadı, ihracat imkânı daralan Körfez ülkelerinde üretimin de kısılmasına neden oldu. Böylece başlangıçta bir güzergâh krizi olarak görülen gelişme kısa sürede küresel bir arz ve fiyat krizine dönüştü.
Türkiye'nin Hürmüz kaynaklı enerji akışına doğrudan bağımlılığı birçok ülkeye kıyasla daha sınırlı. Petrol tedarikinde bölgenin payı yaklaşık yüzde 10 düzeyinde bulunurken doğal gazda boru hatları ve farklı LNG tedarikçileri çeşitlendirilmiş bir portföy sunuyor. Ancak doğrudan bağımlılığın düşük olması küresel fiyat artışlarından etkilenilmediği anlamına gelmiyor. Petrol fiyatı dünyanın her yerinde aynı risk priminden etkileniyor. LNG arzındaki daralma ise Avrupa'dan Asya'ya kadar tüm alıcıları daha pahalı kargolar için rekabete zorluyor. Hürmüz krizinin Türkiye açısından temel dersi yalnızca ithalat kaynaklarını çeşitlendirmek değil, enerji değer zincirinin üretim tarafında da daha güçlü bir konum edinmek.
Yurt içindeki kapasiteden sınır ötesi üretime
TPAO'nun uluslararasılaşması tam da bu ihtiyaca cevap veriyor. 2017'de ilan edilen Milli Enerji ve Maden Politikası ile hız kazanan yerli arama ve üretim hamlesi, Sakarya Gaz Sahası ve Gabar'daki üretim artışıyla önemli sonuçlar verdi. Ancak bu süreçte kazanılan yalnızca artan petrol ve doğal gaz üretimi olmadı. TPAO sismik araştırmalardan derin deniz sondajına, saha geliştirmeden üretime kadar uzanan geniş bir operasyonel kapasite oluşturdu. Türkiye bugün 6 derin deniz sondaj ve 2 sismik araştırma gemisiyle dünyanın en büyük dördüncü enerji filosuna sahip. Bu filo geliştirilirken hedef yalnızca Türkiye'nin kendi kara ve deniz alanlarında arama yapmak değildi. Dost ve müttefik ülkelerin muhtemel kaynaklarının aranması ve karşılıklı fayda temelinde ekonomiye kazandırılması da başından itibaren bu vizyonun parçasıydı.
Somali'de Çağrı Bey sondaj gemisiyle başlatılan ilk yurt dışı derin deniz operasyonu bu hedefin sahadaki en görünür karşılığı oldu. Macaristan'daki arama ve üretim faaliyetleri TPAO'yu Avrupa'ya taşırken Kerkük ve Bulgaristan'da edinilen doğrudan paylar uluslararasılaşmayı yeni bir aşamaya taşıdı. Böylece TPAO, uluslararası konsorsiyumlara katılan, üretim portföyü oluşturan ve sondaj riskini paylaşan bir aktöre dönüşmeye başladı.
Hürmüz karşısında üç avantaj
Bu dönüşümün Türkiye'ye sağlayacağı ilk avantaj coğrafi çeşitlilik. Aynı bölgeye veya aynı geçiş noktasına bağımlı olmayan bir üretim portföyü kriz dönemlerinde daha fazla seçenek sunar. Somali açıklarındaki bir keşif, Bulgaristan'ın Karadeniz sahalarındaki muhtemel üretim ve Macaristan'daki kara projeleri aynı jeopolitik risklere maruz kalmıyor. Bir bölgede yaşanan kesinti, portföyün tamamını eş zamanlı olarak devre dışı bırakmıyor. Kerkük ortaklığı bu bakımdan ayrıca önemli. TPAO'nun BP Energy Company of Kirkuk Limited'in yüzde 15 hissesini edinmesi, Türkiye'yi bp ve ConocoPhillips ile birlikte bölgedeki saha geliştirme programına ortak ediyor. Kerkük sahalarının Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı ve Ceyhan Terminali ile birlikte düşünülmesi ise Hürmüz'e ihtiyaç duymayan bir üretim ve taşıma zinciri demek. Hürmüz krizi nedeniyle Irak'ın güney limanlarından gerçekleştirdiği ihracatın ciddi biçimde gerilediği bir dönemde kuzeydeki sahaları Akdeniz'e ulaştırabilecek bu güzergâhın değeri daha açık görülüyor.
İkinci avantaj ekonomik. Türkiye petrol ve doğal gaz ithalatçısı olduğu için yüksek fiyatlar enerji faturasını artırıyor. Buna karşılık TPAO'nun yurt dışındaki üretimden daha fazla pay alması yükselen fiyatların oluşturduğu ilave gelirin bir bölümünün ulusal şirket üzerinden Türkiye'ye dönmesini sağlayabilir. Bu durum ithalat maliyetini ortadan kaldırmaz fakat zaman içinde fiyat şoklarına karşı kısmi bir ekonomik denge oluşturabilir. TPAO'nun 2028'de günlük 500 bin, uzun vadede ise 1 milyon varil petrol eşdeğeri üretime ulaşma hedefi bu nedenle yalnızca şirketin büyüklüğü açısından değerlendirilmemeli.

10