BAE'nin OPEC'ten Çıkışı: Kapasite, Kota Ve Jeopolitik Hesap

Küresel piyasalar Orta Doğu'da giderek derinleşen ve Hürmüz Boğazı'nı da içine alarak genişleyen çatışma sarmalının gölgesinde tarihi bir kırılmaya sahne oluyor. Bölgedeki savaş hali sadece güvenlik mimarisi değil, üretici ülkelerin makroekonomik dayanaklarını da temelden sarsıyor. Körfez'in ticaret, finans, lojistik ve turizm merkezi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de yükselen jeopolitik tansiyonun petrol dışı sektörleri üzerindeki yıkıcı etkisini her geçen gün daha da derinden hissediyor. Savaşın yarattığı bu tahribat Abu Dabi yönetimini kayıpları dengelemek adına elindeki en güçlü aracı tam kapasite ile sahaya sürmeye mecbur bırakıyor. Bu araç petrol. BAE'nin 1 Mayıs itibariyle OPEC ve OPEC+'tan ayrılma kararı da bu nedenle yalnızca teknik bir kota tartışması olarak yorumlanamaz. Bu karar, savaşın Körfez ekonomileri üzerinde yarattığı baskının üretici ülkeleri ortak arz yönetimi mekanizmalarından daha bağımsız hareket etmeye ittiğini gösteriyor.

Abu Dabi'nin OPEC ve OPEC+'tan ayrılma kararının arkasında yalnızca güncel savaş koşulları ya da Hürmüz'deki arz kısıtı yer almıyor. Bu karar aynı zamanda OPEC içindeki uzun vadeli güç paylaşımı tartışmasının bir sonuncu. OPEC'in üretim kotaları ilk kez 1980'lerin başında arz fazlasını yöneterek petrol fiyatlarındaki düşüşü durdurmak için devreye alınmıştı. 1982'de üretim tavanı tartışmaları başladı, 1983'te ise bireysel üretim kotaları için daha kurumsal bir çerçeve oluşturuldu. Bu tarihten itibaren OPEC'in temel işlevi yalnızca petrol üreticilerini bir araya getirmek değil, üyelerin piyasaya ne kadar petrol süreceğini kolektif biçimde belirlemek oldu.

Ancak zamanla bu sistem bu sistem üretim kapasitesini giderek artıran ülkeler açısından sınırlayıcı bir yapıya dönüştü. BAE de bu ülkelerin başında geliyor. Kuruluşundan yedi yıl sonra OPEC'e katılan BAE günümüzde Suudi Arabistan, Irak ve İran'ın ardından dördüncü en büyük petrol üreticisi konumunda. Abu Dabi yönetimi son yıllarda petrol üretim kapasitesini artırmak için büyük yatırımlar yaptı. Ulusal petrol şirketi ADNOC'a göre mevcut durumda ülkenin üretim kapasitesi 4,5 milyon varil/gün. Uygulanan kesintiler nedeniyle ise fiili üretimi 2024 yılında 4 milyon varil/gün idi. Üretim kapasitesini 2027 yılına dek 5 milyon varil/gün'e çıkarmayı hedefleyen ADNOC piyasada daha büyük bir oyuncu olmayı hedeflediğini açıkça gösterdi. Buna karşılık OPEC+ içinde belirlenen üretim kotaları BAE'nin artırdığı kapasiteyi gelire dönüştürmesini engelliyor.

Üstelik bu rahatsızlık yeni de değil. 2021 yılında BAE, OPEC+ çatısı altında üretim kotasının artırılması anlaşmasına kendi üretim seviyesinin yükseltilmesi karşılığında destek vermiş, bunun sonucunda ülkenin 3,1 milyon varil/gün olan üretim referans seviyesi 3,5 milyon varil/gün'e çıkarılmıştı. BAE'nin bu talebinde İran ve Libya'nın kotaya dâhil edilmemesi, Irak'ın ise dâhil edilmesine rağmen hiçbir zaman riayet göstermemesi durumları da önemli rol oynamıştı. Gelinen noktada görüldüğü üzere bu uzlaşma sorunu tamamen çözmek yerine yalnızca öteledi.

Abu Dabi açısından asıl kırılma ise OPEC+ mekanizmasının Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki koordinasyona giderek daha fazla yaslanmasıyla yaşandı. OPEC'in klasik döneminde Suudi Arabistan örgütün tartışmasız lideri ve fiili dengeleyici üreticisi konumundaydı. Körfez içinde BAE de bu liderliğin en yakın ortaklarından biri olarak hareket edebiliyordu. Fakat 2016'da OPEC+ formatının ortaya çıkması, 2020'de pandemi döneminde tarihi üretim kesintileriyle bu yapının daha da güçlenmesi, karar alma merkezini Riyad-Abu Dabi hattından Riyad-Moskova hattına doğru kaydırdı. OPEC'in 2016'da imzalanan İşbirliği Bildirgesi, OPEC üyeleri ile OPEC dışı üreticileri aynı piyasa yönetimi mekanizması içinde buluşturdu. Pandemi dönemindeki 9,7 milyon varil/günlük kesinti ise bu mekanizmanın fiilen Suudi Arabistan-Rusya eksenli çalıştığını gösterdi.

Bu durum Abu Dabi açısından iki yönlü bir rahatsızlık yarattı. Birincisi, BAE kendi kapasitesini artırırken üretim kararlarında daha fazla söz sahibi olmak istedi. İkincisi, OPEC+ içinde Rusya'nın ağırlığının artması, Suudi Arabistan'ın piyasa liderliğini artık Körfez içi ortaklarıyla değil, Moskova ile paylaşması anlamına geldi. Dolayısıyla BAE'nin çıkışı hem ekonomik hem jeopolitik bir mesaj niteliği taşıyor. Abu Dabi, petrol piyasasında kendi üretim kapasitesini, kendi bütçe ihtiyacını ve kendi stratejik önceliklerini başka aktörlerin pazarlıklarına tabi kılmak istemiyor. Hiç şüphesiz ABD/İsrail-İran Savaşı da bu eğilimi hızlandırdı. Hürmüz krizi nedeniyle petrol dışı sektörleri baskı altına giren, ticaret ve lojistik akışları zarar gören, turizm ve finans merkezi olma iddiası jeopolitik risklerle sınanan BAE için petrol gelirleri yeniden daha kritik hale geldi. Böyle bir ortamda kota sistemi, fiyat istikrarını sağlayan bir araç olmaktan çok ülkenin kriz döneminde gelir artırma kapasitesini sınırlayan bir mekanizma gibi görülmeye başladı. Bu nedenle BAE'nin ayrılık kararı OPEC içi teknik bir anlaşmazlıktan ziyade Abu Dabi'nin artık "kendi üretim politikasını kendisi belirleme" iradesinin ilanı olarak okunmalı.