Hikâye odur ki, Gücüyle nam salmış bir hükümdar, ölmeden önce vasiyet eder:
Ben ölürsem, "Ellerim tabuttan dışarıda kalsın."
Kendisine sorulduğunda cevabı nettir:
"Herkes görsün ki bu dünyadan boş ellerle gidiyorum."
Ne makam ne para ne itibar…
Hepsi bu dünyada kalır.
Ama insan yine de kendini kandırmaya devam eder.
Mezar taşlarına bir bakın:
Eski Başbakan
Eski bakan.
Emekli general.
Sanayici.
İş adamı…
Ama orada ne bir yetki var ne de bir ayrıcalık.
Herkes aynı toprağın altındadır. Herkes yerin altında, makam mevki unvan hepsi yerin üstünde kaldı.
Ve herkes artık tek tek hesaba çekilecektir.
Yerüstünde konuştuğu her söz, her susuş, her görmezden geliş…
Kayıt altına alınmış hesap gününü beklemektedir.
İlk Çizgi ve Son
İnsan hayatı iki çizgi arasına sıkışmıştır.
İlk çizgi, dünyaya gözümüzü açtığımız andır.
Son çizgi ise bu dünyadan uhrevi âleme, ahirete göçtüğümüz gündür.
Biz bu iki çizgi arasında yaşadığımız her ana "hayat" diyoruz. Oysa hayat sandığımızdan çok daha hızlı akıp gidiyor. Daha dün bebektik, avuçlarımızı bile zor sıkıyorduk. Bir bakmışız gençlik, askerlik, evlilik, çocuklar, iş-güç…derken dönüp geriye baktığımızda zamanın nasıl akıp geçtiğini ancak o zaman anlıyoruz.
Huzurevleri, Hastaneler, Cezaevleri
Hayatı daha iyi anlayabilmek için bazen huzurevlerini, hastaneleri, cezaevlerini ve mezarlıkları ziyaret ederim. Hayatın anlamı en çıplak haliyle oralarda görünür;
Huzurevlerine gidin. Yıllarca ailesi için çalışmış, ancak şimdilerde yalnızlıkla sınanan bir ömür, kimsenin uğramadığı insanları bir görün
Hastanelerde bir nefesin ne kadar kıymetli olduğunu anlayın;
Hastanelere gidin. Bir nefes için servetini vermeye hazır olanları bir görün.
Cezaevlerinde bir anlık hatanın nelere mal olduğunu bir görün.
Mezarlıklar ise, her şeyin bittiği yerdir.
Buralar insana sessizce hakikati öğretir.
Dünya Gürültüsü ve Susturulan Vicdan
İnsan kırkından sonra olgunlaşır" sözü çoğu zaman bir teselli cümlesidir. Oysa gerçek şu ki, birçok insan kırkından sonra olgunlaşmaz; sadece yorulur. Gençlikte koşulan yollar, verilen tavizler, ertelenen doğrular bu yaşlarda insanın karşısına hesap olarak çıkar.
Hayatın telaşı öyle bir gürültü üretir ki, insan kendi sesini bile duyamaz hâle gelir. Sabah telaşı, akşam yorgunluğu, bitmeyen hedefler… Herkes bir yerlere yetişmeye çalışır ama kimse nereye gittiğini sormaz. İşte tam da burada en tehlikeli kayıp başlar: insanın kendisini kaybetmesi.
Kaç kişi gerçekten durup kendine şunu sorar:
Ben kimim
Bu koşuşturmanın içinde neye dönüştüm
Kazandıklarım beni insan yaptı mı, yoksa sadece meşgul mü etti

16