Kıymetli dostlarım; Bugünkü yazımda toplumu yakından ilgilendiren depremden bahsedeceğim. Türkiye'de herkesin bildiği bir gerçek var deprem. Yaşadığımız bu coğrafyada her on yılda bir 7 ve üzeri büyüklükte depremler meydana gelmekte on binlerce insanımız ve milyarlarca TL ekonomik değerimiz enkaz altında yok olmaktadır. Bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir. Ancak son yıllarda deprem kadar tehlikeli başka bir sorunla daha karşı karşıyayız: Bilimsel hiçbir dayanağı olmayan deprem kâhinleri, sosyal medya medyumları ve korku tüccarları...
Oysa bugün dünyada depremin gününü, saatini ve büyüklüğünü kesin olarak tahmin edebilen hiçbir bilimsel yöntem daha keşfedilmemiştir. Ancak bilim insanları araştırmalarına devam ediyor.
20 Temmuz 2023 tarihinde dünyaca ünlü bilim dergisi Science'de (https://www.science.org/doi/10.1126/science.adg2565) yayımlanan bir makalede, 7 ve üzeri büyüklüğünde meydana gelen depremlerin , önceden tespit edilebilir olduğuna ve büyük depremler öncesinde fay hattındaki hassas GPS ölçüm verilerinin depremin oluş istikametini işaret ettiğine ve bu istikamete bağlı olarak 2 saat içinde hangi fayı kıracağı ve bu fayın uzunluğuna göre depremin büyüklüğünün hesaplanması konusunda çok önemli bulgular ortaya kondu
Mevcut izleme sistemleri henüz bu sinyalleri gerçek zamanlı olarak belirleyemiyor ancak bilim insanları son yapılan araştırmanın, deprem bölgelerinde yaşayanların depremden yaklaşık iki saat önce uyarılarak güvenli alanlara tahliye edilebilmesinin mümkün olabileceği konusunda umutlu.
Havaların sıcak gittiği bu günlerde neredeyse her gün birileri sosyal medya platformlarında, bulutlara bakarak, karıncaların hareketlerini yorumlayarak, yıldızları inceleyerek veya sözde gizli yöntemlerle deprem tarihi vermeye kalkıyor. Kimisi "üç gün içinde", kimisi "şu tarihler arasında", kimisi de "çok büyük bir deprem geliyor" ''cehennemin kapıları aralanıyor'' diyerek milyonlarca insanın korkuları üzerinden kendilerine takipçi ve etkileşim devşiriyor.
Bunu başta AFAD olmak üzere yer bilimciler, üniversiteler ve uluslararası bilim kuruluşları defalarca açıklamıştır. Bilimin bulamadığını, bulduğunu iddia eden herkesin söyledikleri sorgulanmalıdır.
Bu tür paylaşımlar sadece bilgi kirliliği oluşturmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumun ruh sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Sabah sosyal medyada deprem videosu izleyen, akşam başka bir sözde uzmanın felaket senaryolarını televizyonlarda dinleyen insanlar sürekli kaygı, korku ve panik içinde yaşamaya başlıyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar gibi kırılgan gruplar ve deprem yaşamış vatandaşlar üzerinde bu yayınların ciddi psikolojik etkileri bulunmaktadır.

32