Hedef Türkiye

Değerli okurlarım; 22 Eylül 1980 tarihinde İran ile Irak arasındaki sınır ihtilafları, Basra Körfezi üzerindeki güç mücadelesi, İran Devrimi'nin Irak'taki Şii nüfus üzerindeki etkisi ve petrol hesaplarıyla her geçen gün yaşanan gerilim, Irak ordusunun İran'a ait Hürremşehr ve Abadan'a saldırmasıyla savaş resmen başladı

1985 yılında Atatürk Üniversitesi'nde öğrenciyim. Aynı zaman da Millî Gazete muhabiri olarak İran ile Irak arasındaki savaşın arka planını doğrudan yetkili bir kaynaktan öğrenebilmek için İran Başkonsolosu Selahattin Bey'le röportaj yapmak üzere kendisini ziyaret ettim.

Selahattin beye ilk sorduğum soru

"İki Müslüman ülke neden savaşıyor"

Bana klasik bir cevap verdi:

'"Irak, Amerika'nın yanlış politikalarının kurbanıdır" dedikten sonra; sınır ihlallerini, petrol sahalarına yönelik işgalleri, Basra Körfezi'ni kontrol altına alma hesaplarını tek tek sıralamıştı. Ardından net bir vurguyla şunu söyledi:

"İran köklü bir devlet geleneğinden gelmektedir. İran'la baş etmek o kadar kolay değildir.".

Aradan kırk yıla yakın bir zaman geçti. Dünyada sınırlar ve ittifaklar değişti… Ama hala değişmeyen tek bir şey var, bu coğrafya küreselcilerin hedefindedir.

İsrail ve ABD'nin İran'ı içeriden karıştırarak rejim değişikliği hedeflediği, dünya kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bu çerçevede, söz konusu ülkelerin CIA ve MOSSAD bağlantılı gruplar üzerinden sokakları karıştırmayı amaçladığı ve toplumsal barışı zedelemeyi hedef aldığı bilinen bir gerçek.

Yaşanan bu gösterilerde üç bine yakın kişinin hayatını kaybettiği bilinmektedir.

İran rejimi bu saldırılara karşı refleks göstererek, internet ve telefon hatlarını kontrol altında tutmaktadır. Ancak dış güçler, sosyal fay hatlarını kaşıyarak, ekonomik sıkıntıları körükleyerek sokakları terörize etmektedir. Rıza Pehlevi'nin İsrail'de, ağlama duvarı önünde İran halkını sokağa çağırması, kamu binalarını ele geçirin söylemleri; İsrailin bu işin içinde olduğunu ayan beyan göstermektedir.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Türkiye'nin net tavrını ilan etti. 'Biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız" dedi.

Büyük resmi görmek zorundayız

Bölgede taşlar yerinden oynatılırken, göç dalgaları, güvenlik riskleri ve ekonomik sarsıntılar kaçınılmaz olur. Türkiye daha önce bunları yaşayarak gördü. 15 Temmuz'da, okyanus ötesinden kumanda edilen bir kalkışma ile Türkiye'ye diz çöktürülmek istendi. FETÖ PDY terör örgütüyle yapılan bu ihanet girişimi, milletin cesareti ve ordunun dirayetiyle bertaraf edildi. O gece hedeflenen yalnızca bir darbe girişimi değildi; aynı zamanda Türk milletini zincire vurmak isteyen Amerika ve İsrail merkezli planların da bozguna uğratılmasıydı. İsrailin arz-ı mevud hayali bitmiş değil, büyük resmi görmek gerek.

Türkiye'yi ayakta tutan en büyük güç, devlet ile millet arasındaki sarsılmaz bağdır.

Bu kadim topraklarda 2200 yıllık bir devlet geleneği vardır.