Yazar, okul şiddetinin artışını aile yapısının zayıflaması ve dijital hayatın kontrolsüzlüğüne bağlamaktadır. Bu iddiayı Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olayları ile uzman görüşleriyle desteklemekte, sorunun çözümünün milli-manevi değerlere dönüş ve çocuklara sahip çıkmakta yattığını öne sürmektedir. Peki, neslimizin sorunları gerçekten geçmişin aile modelinde saklanmış mı, yoksa günümüzün karmaşık sosyolojik dinamikleri göz ardı ediliyor mu?
Aziz Okurlarım,
Eskiden okullarımız sadece ders yapılan binalar değil, aynı zamanda terbiye, ahlak ve saygının öğretildiği irfan yuvalarıydı. Öğretmen, öğrencinin gözünde yalnızca bilgi veren bir kişi değil; aynı zamanda yol gösteren, koruyan kollayan, örnek alınan bir rol modeldi.
Anne, çocuğunun kimlerle arkadaşlık kurduğunu bilir; eve kaçta geldiğini, nereye gittiğini, kiminle vakit geçirdiğini yakından takip ederdi. Baba, evladının hayatından haberdardı. Çocuklar ise bir yere giderken mutlaka ailelerinden izin ister, büyüklerine danışmadan adım atmazlardı. Çünkü aile, sadece aynı çatı altında yaşayan bireylerin toplamı değil aynı zamanda maneviyatın, ahlakın ve sorumluluk bilincinin inşa edildiği ilk mektepti.
Bugün ise manzara ne yazık ki çok farklıdır.
Modern hayatla birlikte, teknolojinin hızla hayatın merkezine yerleştiği bu çağda, çocuklarımız beton duvarlar arasında büyürken gerçek dostlukların yerini sanal arkadaşlıklar almış durumda. Cep telefonları, tabletler, sosyal medya platformları ve kapalı dijital ağlar gençlerin dünyasını kuşatmış halde. Anne kendi ekranında, baba kendi dünyasında kaybolurken; çocuğun ruh dünyasında neler yaşandığını soran, sorgulayan, takip eden çoğu zaman olmuyor.
Bugün okulda ne yaptın
Arkadaşların kim getir bir tanışalım
Son günlerde neden içine kapandın
Bu soruların sorulmadığı evlerde sessiz çığlık büyüyor; işte o sessizliğin içinde ise öfke, yalnızlık ve karanlık düşünceler filizleniyor.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan iki acı olay, meselenin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Okullarda şiddetin artması, öğretmene yönelik saldırılar ve gençlerin kontrolsüz öfke patlamaları artık münferit birer hadise olarak görülemez. Bu, toplumsal yapımızda ciddi bir kırılmanın işaretidir.
Konu ile ilgili Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan şunları ifade etti.; Okul şiddeti çoğunlukla "ani bir patlama" değil, önceden izleri görülebilen bir süreçtir. Araştırmalar, saldırgan bireylerin büyük çoğunluğunun öncesinde çeşitli sinyaller verdiğini ortaya koyuyor. Bu sinyaller arasında sosyal geri çekilme, tehditkar ifadeler, yoğun öfke ve planlama davranışları yer alıyor.
Çocuk ve Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım'a göre; mesele sadece kapıda güvenlik görevlisi var mı, dedektör çalışıyor mu' meselesi değil. Olayın özü o riskli süreci erken fark etmek, sağlıklı bir ilişki kurmak ve krizi daha büyümeden doğru yönlendirmek gerek.
Kıymetli okurlarım; açık konuşmak gerekirse; mesele diploma sahibi anne baba olmak değildir. Mesele, milli ve manevi değerlerle beslenen bir aile iklimi oluşturabilmektir. Eğitimli olmak başka, evladına ahlak ve manevi sorumluluk kazandırmak başka bir şeydir. Sevgi, ilgi ve denetimden yoksun büyüyen bir çocuk, yanlış arkadaş çevrelerinin, dijital tuzakların ve karanlık platformların etkisine çok daha açık hale gelmektedir.

18