Değerli okurlarım; Kurban Bayramını idrak ettiğimiz bu son günün, İslam alemine ve insanlığa huzur ve barış getirmesini temenni ediyorum. Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda hâlâ kan ve gözyaşının akmaya devam ettiğini görmekteyiz. Bunun en somut örneği; Gazze'de üç yıldır terörist israil tarafından yapılan saldırılarda binlerce masum insan katledilmiş, çocuklar yetim kalmış, şehirler enkaza dönüşmüştür.
Günümüzde yaşanan krizler sadece enerji savaşları, ekonomik darboğazlar, kuraklık ya da göç hareketleri değildir. Asıl kriz, insanın zihninde ve ruhunda yaşanmaktadır. Kutsal değerler ile beşerî çıkarlar bilinçli bir şekilde çatıştırılmaktadır. Bugün küresel manada savaşların arka planına bakıldığında; ideoloji ve din savaşlarının yaşandığı aleni görülmektedir.
İşte tam bu noktada merhum Teoman Duralı'nın o çarpıcı sözü bir kez daha kulaklarımızda çınlıyor:
"İdeoloji felsefeden türeyen bir yapıdır, felsefe ise insan elinden çıkmadır. Oysa ilkece din Allah tarafından meydana getirilmiştir ve insana ihsan edilir. Bu ikisi bilerek veya bilmeyerek karıştırılıyor, böylece korkunç sonuçlar ortaya çıkıyor. İnsanın en son sığınacağı yer ve tutunacağı dal dindir. Dini ideolojileştirdiğinde, bu da insan yapısıdır seviyesine getirmiş olursun. Çünkü akıl akıldan üstündür. Benim kurduğum yapıyı sen yıkarsın, senin kurduğunu ben yıkarım; ama
Allah'ın kurduğu yapılanma örneğini ilkece yıkmamız mümkün değildir.."
Bu söz, bugünün dünyasını anlamak için adeta bizim için bir pusuladır.
İdeoloji, insan ürünü beşeri bir düşüncedir ve dünyevi bir düzen kurmayı hedefler. İnsan aklıyla kurulur, yine insan eliyle değiştirilir, yıkılır, yerine yenisi konur. Milliyetçilikten sosyalizme, faşizmden kapitalizme kadar bütün izmler, tarih boyunca kitleleri peşinden sürüklemek için kendilerine bir tür kutsallık üretmiştir. Semboller, sloganlar, ritüeller, lider kültleri... Bunların hepsi ideolojinin toplumu bir arada tutma araçlarıdır. İslama göre din ise; kaynağı itibarıyla vahiydir ve insanın sadece dünyasını değil, uhrevi alemini de kuşatır.
Asıl tehlike, dinin bu mekanizmanın içine sokulmasıdır.
Din, inanan insan için son sığınaktır. Fırtına büyüdüğünde, insanın ruhen yaslandığı son duvardır. Eğer bu duvar da siyasetin günlük hesaplarına kurban edilirse, toplumun ve bireyin elinden sadece bir inanç değil, aynı zamanda son güven zemini de alınmış olur.
Batı Avrupa medeniyetinin 17. yüzyıldan itibaren dindışı, maddeci ve pozitivist bir "dünyevî zihniyet" geliştirdiğini belirten Teoman Duralı hoca, bu zihniyetin dini özünden koparıp bir sömürü aracına dönüştürdüğünü ifade eder. Ona göre "çağdaş küreselleştirilen İngiliz-Yahudi Medeniyeti" olarak adlandırdığı yapı, dini manevî mahiyetinden uzaklaştırarak onu ideolojik bir araca, yani dünyevî çıkarların hizmetine sokulan bir düzene dönüştürmüştür.

12