Benden söylemesi, demedi demeyin

Kıymetli okurlarım;

Yakın bir mesai arkadaşımızın vefatı vesilesiyle, bugün sizlerle hayatın en kesin fakat en çok unuttuğumuz gerçeği üzerine konuşmak istiyorum: Ölüm.

Bu yazıyı birilerine ders vermek için değil, önce kendime hatırlatmak için kaleme alıyorum. Çünkü hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Kimimiz yolun başında, kimimiz ortasında, kimimiz sonlarına yaklaşmış olabiliriz. Fakat istikamet değişmiyor: Her doğan, ölüme doğru yürümeye başlıyor.

İnsan dünyaya gözlerini açtığı gün, aslında sonsuz olmayan bir hayatın içine doğar. Çocukluk geride kalır, gençlik fark ettirmeden geçer, insan bir gün dönüp baktığında yılların avuçlarının arasından su gibi akıp gittiğini görür.

Daha dün çocuk olduğumuzu düşünürüz. Sonra gençlik yıllarımızı hatırlarız. Bir de bakarız ki saçlara ak düşmüş, yıllar omuzlarımıza yük olmuş, çocuklarımız büyümüş, dostlarımızın sayısı azalmış, birlikte yürüdüğümüz insanların bir kısmı artık aramızda yok.

Hayat gerçekten çok kısa.

Bunu hepimiz biliyoruz. Fakat bilmek başka, gerçekten idrak etmek başka...

Her gün bir yakınımızın, bir dostumuzun, bir mesai arkadaşımızın, bir komşumuzun vefat haberini alıyoruz. Kimi hastalıkla, kimi trafik kazasıyla, kimi kalp kriziyle, kimi hiç beklemediğimiz bir anda bu dünyadan ayrılıyor.

Dün bizimle konuşan insan, bugün kara toprağın altında...

Dün birlikte çay içtiğimiz, birlikte çalıştığımız, birlikte güldüğümüz insanın ardından bugün "Allah rahmet eylesin" diyoruz.

İşte ölümün en sarsıcı tarafı da burada.

Ölüm başkalarının başına gelen bir hadise değildir.

Bir gün sıra bize de gelecektir.

Kur'an-ı Kerim bizlere hayatın geçiciliğini, insanın sorumluluğunu ve sonunda Allah'ın huzurunda hesap vereceğini hatırlatır. İnsan sadece yaşamak için değil, nasıl yaşadığının hesabını vermek için de yaratılmıştır.

Öyleyse gerçek olan, kaç yıl yaşadığımızdan önce, bize verilen yılları nasıl geçirdiğimizdir.

Dünyada ne biriktirdik

Kaç insanın gönlünü aldık

Kaç kişinin duasını aldık

Kaç kişinin hakkına girdik

Kaç insanı üzdük, kırdık

Bize emanet edilen makamları nasıl kullandık

Kazandığımız malın içinde başkasının hakkı var mıydı

Elimize geçen imkânları yalnızca kendimiz için mi kullandık, yoksa başkalarının da hayatına dokunabildik mi

Çünkü ölüm anı geldiğinde insanın yanında ne makamı ne mülkü ne de şöhreti yürüyecek.

Kasadaki parası, garajdaki otomobili, dolaptaki kıyafetleri, duvardaki unvanı, kartvizitteki makamı hepsi mezarlığın kapısından içeri girmeyecek.

İnsan, dünyada ne kadar güçlü görünürse görünsün, sonunda birkaç metre kefenle kara toprağın bağrına gömülecek.

İşte o zaman insanın gerçek zenginliği ortaya çıkacak.

İnsanın geride bıraktığı iyilikler...

Eğer insan bir yetimin başını okşayıp, bir mazlumun elinden tuttuysa; bir insanın derdine çare olduysa, bir gönlü kırmaktan sakındıysa, hakkı gözetip emanete sahip çıkıp, adaletli davrandıysa yaptığı bu iyilikler belki de o insanı kurtaracaktır.