Yazık

Milli Takım formasını taşımanın en büyük ödül olmadığını, olayın maddi boyutununda olabileceğini EURO 2000 Şampiyonası'nda anlamıştık. Dönemin federasyon başkanı Haluk Ulusoy'un vadettiği jiplerin zamanında verilmemesi futbolcularda huzursuzlığa neden olmuş kriz aylar sonra sponsor firmaların araya girmesi ile çözülmüştü.

Daha sonra; her büyük organizasyona katılışımızda prim konusu hep gündemimizde oldu. EURO 2016'daki prim krizi ise parasal mevzuların 'ne kadar önemli' olduğunun en uç ve hasar verici örneği idi. Bizim Çocuklar parayı düşünmekten sahaya odaklanamamış heziyet yaşamıştı.

2026 Dünya Kupası'nda da prim gündemdeydi. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu finallere gitmemiz durumunda futbolculara Bodrum'da yapacağı inşaattan villa sözü verdi. Ardından da FIFA'dan gelen katılım parasının tamamını (14 milyon dolar), yetmedi TFF bütçesinden 2 milyon doların daha futbolculara verildiğini açıkladı.

Kendi verdiği/vereceği villalara bir şey denemez, kendi parasıdır ama TFF'nin yani kamunun paralarının bu kadar kolay dağıtılmasına kamuoyu itiraz eder. Çünkü bu yöntem dünyada uygulanan bir model değil.
48 takımla 'gitmeyeni dövdükleri' bu turnuvada ülkeler futbolculara katılım parası diye bir şey vermedi. Ait olduğumuz kıta Avrupa'nın katılımcı ülkeleri bırakın finallere gitmeye, finallerde gruptan çıkmaya da prim vermedi. Genel olarak ülkelerin prim sistemi başarı odaklı belirlendi; şampiyonluk gibi, final oynamak gibi, yarı finale kalmak gibi. Futbolcular tatil dönemlerinde milli takımlarında sezona devam ediyorlar, belli ücretlerin tanımlanmasında kanımca bir beis yok ama rakamların kamuoyunu rahatsız edecek boyutta olması tartışılmalı.