Atatürk Olimpiyat Stadı'nda dün gece sadece iki dev çınar değil, aynı zamanda doğa güçleri de sahadaydı. Maçın üç ana aktörü vardı: Galatasaray, Fenerbahçe ve zaman zaman stadı yerinden oynatacakmışçasına esen rüzgar. Ancak bu kaotik atmosferde ayakta kalan, rüzgarı arkasına alan değil, onu yönetmeyi bilen taraf oldu.
Fenerbahçe Teknik Direktörü Domenico Tedesco için "klasik Alman disiplini" kalıplarını kullanmak hata olur. O, formayı adalete göre dağıtan, oyuncusunun gözündeki ateşe bakan bir isim. Henüz iki antrenmana çıkan Musaba'yı çekinmeden ilk 11'e sürmesi, Guendouzi'yi ayağının tozuyla sahaya atması bunun en net kanıtı. Hatta Mali'nin elenmesiyle özel uçakla yetiştirilen Nene'nin kulübedeki varlığı, Alman hocanın "hazır olan oynar" felsefesinin tezahürüydü. Okan Buruk da benzer bir hamleyle Afrika'dan dönen Lemina'yı sahaya sürse de, sarı-kırmızılı ekipte taşlar yerine oturmamış bir görüntü sergiledi.
Maçın ilk yarısında Fenerbahçe, rakibine oranla çok daha dengeli ve ne istediğini bilen bir profil çizdi. Üzerindeki "yüksek maliyet" baskısıyla maça çıkan Guendouzi, attığı şık golle hem siftahı bir derbiyle yaptı hem de eleştiri oklarını bir anda kırdı. Sağ kanatta Musaba, ligden sonra kupa performansıyla da "buranın kalıcısıyım" mesajını verirken, Kerem Aktürkoğlu üzerindeki tutukluğu atmış göründü. Galatasaray cephesinde ise Sane, Icardi ve Barış Alper gibi isimler, rüzgarın da etkisiyle oyun kurmakta ve topu üçüncü bölgeye taşımakta büyük güçlük çekti.
Okan Buruk, ikinci yarıya dinamizm ve pas kalitesi katmak adına Davinson-Sara değişikliğiyle başladı. Ancak Fenerbahçe'nin kupayı daha çok arzulayan iştahı, ikinci yarının hemen başında gelen golle meyvesini verdi: 2-0. Bu skorla maçın rengi sarı-laciverte dönerken, Galatasaray oyunun kontrolünü eline alsa da üretimde kısırlık yaşadı.

20