12 EYLÜL 1980 askeri darbesinin üzerinden tam 46 yıl geçti. Tarih, sadece geçmişte olup bitenlerin kronolojik bir dökümü değildir; bugünü şekillendiren ve yarını inşa eden kurallar bütünüdür. Darbenin 46. yıl dönümünde, çıkarılan dersleri ele almak gerekiyor.
12 Eylül'ün en radikal ve kalıcı etkisi, toplumu ve siyaseti "depolitize" etmesi oldu. Bir neslin entelektüel birikimi yok edildi. Bunun yarattığı boşluk, düşünmeyen, sorgulamayan ve siyaseti sadece sandıktan ibaret gören bir kitle toplumu üretti. Özgüven kaybolmuştu.Siyasi istikrar sağlanamıyordu.
Darbe yönetiminin 1982 Anayasası ile tahkim ettiği "güvenlikçi devlet" paradigması kurgulanmıştı. Bu süreç 2000'li yıllara kadar sürdü. 2002 yılında Başkan Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti tek başına iktidara geldikten sonra Türkiye, son yirmi yılı aşkın süredir siyasi, sosyal ve ekonomik alanda köklü bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçti.
Başkan Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen bu süreç, yalnızca fiziki kalkınma hamleleriyle sınırlı kalmadı; devletin sosyolojik yapısını ve milletle olan ilişkisini de temelden değiştirdi.
Eski Türkiye'nin katı bürokratik vesayet anlayışı yerini, milletin iradesini merkeze alan demokratik bir vizyona bıraktı. Bu büyük dönüşümün en radikal ve kalıcı adımlarından biri, hiç şüphesiz halkın kendi cumhurbaşkanını doğrudan seçme hakkını elde etmesi oldu.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, yürütmeye muazzam bir meşruiyet kazandırırken "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesini laftan ibaret olmaktan çıkarıp somut bir hakikate dönüştürdü.
Aziz milletimiz, kendi geleceğini tayin etme gücünü sandıkta en üst düzeyde ilan etti ve ediyor. Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, vesayetçi kurumların geriletilmesi ve sivil siyasetin alanının açılmasıyla birlikte devlet ile millet arasındaki o eski, soğuk mesafe eridi. Devlet, vatandaşına buyurgan yaklaşan bir yapıdan; ona hizmet eden, hakkını koruyan ve onu kucaklayan

9