Stratejik ortaklık

Yeni dünya düzeninde Türkiye kilit ülke, Erdoğan kilit lider mi, yoksa Ankara sadece büyük güçlerin satranç tahtasında bir pion mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, 20. yüzyıl düzeninin sona erdiğini ve 2015-2030'da 21. yüzyılın yeni dünya düzeninin şekillendiğini ileri sürerek Türkiye'nin bu süreçte kilit rol oynadığını iddia ediyor. NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapılması, savunma sanayiindeki gelişmeler ve Erdoğan'ın hem Batı hem de Doğu ile ilişkileri yazarın bu tezini desteklemek için sunuluyor. Ancak Türkiye'nin 'kilit ülke' statüsü, ülkeyi bu çatışmaların tam ortasına koyup kırılgan bir konuma getirmekten mi farklıdır?

20. YÜZYIL düzeni sona erdi. Çevremizde devam eden savaşlar ve yıkılmakta olan jeopolitik dengeler, yeni dünya düzeninin şekillendiğini gösteriyor.
Yeni dünya düzenleri bir sarkaç gibidir.

Her yüzyılda bir düzen inşa edilir; yaklaşık bir yüzyıl sürer ve yerini yeni bir düzene bırakır. 1915'te başlayan dünya savaşı sürecinin ardından 1930'lara kadar 20. yüzyılın düzeni şekillenmişti. Bugün ise bu düzen sona ermiş durumda. 2015-2030 sürecinde 21. yüzyılın yeni dünya düzeni şekilleniyor. Bu yeni düzende Türkiye'nin kilit ülke olduğu; Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise kilit lider olarak öne çıktığı görülüyor. Avrasya'nın kalpgâhında yer alan Türkiye'nin lideri Erdoğan, küresel ölçekte en çok takip edilen, temas kurulan ve kararları dikkatle izlenen aktörlerden biri konumunda bulunuyor.

Yeni dünya düzeni şekillenirken hem Batı (ABD-Avrupa) hem de Doğu (Asya), Türkiye'yi kendi yanında konumlandırmak için görünür ve görünmez pek çok jeopolitik hamle gerçekleştiriyor. ABD Başkanı Trump'ın Avrupa'dan çekilme söylemlerinin tartışıldığı, Rusya'nın Ukrayna'daki ilerleyişinin sürdüğü, Almanya ve Japonya'nın savaş sonrası pasifleşen askeri kapasitelerini yeniden canlandırdığı, ABD'nin küresel deniz hâkimiyetinin zayıfladığı bir döneme giriyoruz. Çok katmanlı bir küresel satranç oynanıyor. Bu kritik süreçte, NATO Zirvesi'nin 7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak olması son derece önemlidir. Bu zirvede NATO'nun geleceğine dair önemli kararların alınacağı değerlendirilmektedir.

BD/İsrail'in İran'a yönelik politikaları ve NATO üyelerinin buna mesafeli yaklaşımı, transatlantik ilişkilerde gerilimi artırırken;
Başkan Erdoğan'ın hem ABD hem Avrupa liderleriyle kurduğu yakın ilişkiler önemli bir avantaj olarak öne çıkmaktadır.

SAVUNMA SANAYİ DEVRİMİ

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin önceki gün Ankara'ya yaptığı ziyareti, bu bağlamda dikkat çekicidir. Rutte'nin Başkan Erdoğan tarafından kabul edilmesi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile yaptığı görüşmeler önemli temaslar olarak öne çıktı. Rutte'nin ASELSAN tesislerini ziyaret etmesi ve Türkiye'nin savunma sanayiinde bir "devrim" yaşadığını vurgulaması, uluslararası basında geniş yankı buldu.

NATO'nun bu alanda Türkiye'ye daha fazla ihtiyaç duyacağı yönündeki değerlendirmeleri de dikkat çekmektedir. Avrupa'nın kendi güvenliğini daha fazla üstlenme arayışı sürerken, Başkan Erdoğan'ın Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier ile yaptığı görüşme de yakından takip edilmiştir. Bu görüşmede Erdoğan'ın, bölgedeki savaşların Avrupa'yı da zayıflattığını ve barış odaklı bir yaklaşım benimsenmemesi halinde daha büyük hasarların ortaya çıkacağını vurguladığı belirtilmiştir. Türkiye'nin hem İran meselesinde hem de Rusya-Ukrayna savaşında diplomasi ve müzakereyi önceleyen yaklaşımı, kalıcı barış arayışının önemli bir göstergesidir. AB üyesi olmayan iki NATO ülkesi olan Türkiye ve İngiltere, ekonomi, enerji ve savunma sanayii alanlarında stratejik iş birliğini artırmayı hedeflemektedir. Türkiye'nin Eurofighter tedariki ve savunma iş birliğinin genişlemesi, bu ilişkilerin stratejik boyutunu güçlendirmektedir. Brexit sonrası dönemde İngiltere, Türkiye'yi "kilit müttefik" olarak konumlandırmaktadır.