Milli ekonomiye kumpas

Türkiye ne zaman tarihî hamleler yapsa, malum karanlık mahfiller tarafından hemen bayat bir senaryo devreye sokuluyor. Karşımızda yalnızca yerli ve millî duruşa duyulan hayasızca bir saldırı bulunuyor. Son günlerde eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ı hedef alan saldırılar, bu organize kötülüğün ve sistematik itibar suikastının en taze örneğidir.

Sahneye ilk olarak Yeni Parti'den Ümit Özlale çıkıyor; sızdırılmış veriler ve yapay zekâya hazırlatıldığı öne sürülen kurgusal tablolar üzerinden bir ilişki ağı servis ediyor. Hemen ardından CHP'li Faik Öztrak, çeşitli aforizmalarla bu kurguyu büyütmeye teşebbüs ediyor.

Geçmişte ABD-IMF bağlantıları ve "128 milyar dolar" tartışması üzerinden siyasi bir kumpas kurulduğunu savunanlar, bugün yeni bir mali soruşturma üzerinden aynı dezenformasyon mekanizmasını işletmek istiyorlar. Çünkü meselelerinin yalnızca fon vurguncularının açığa çıkarılması olmadığı apaçık ortada.

Eğer amaç gerçekten adaletin sağlanması olsaydı, Berat Albayrak'ın bizzat dile getirdiği, "Kimin ihmali varsa, kim haksız kazanç sağladıysa en ağır şekilde cezalandırılsın" çağrısına destek verirlerdi. Ancak bu yaklaşımın Türkiye'de ekonomik kaos oluşturma amacı bulunuyor.

NEDEN BERAT ALBAYRAK

Gerçek şu ki Berat Albayrak, altı yıl önce aktif siyasetten çekilmiş, vakıf çalışmalarına yönelmiş eski bir milletvekili ve bakandır. 2026 yılının eylül ayında gündeme gelen fon soruşturması, 2024-2026 yıllarını kapsıyor. Albayrak'ın bakanlığı bırakmasının üzerinden üç farklı bakan geçmiş durumda. Berat Albayrak'a yönelik saldırıların arka planını anlamak için onun siyasi konumuna ve aidiyetine de bakmak gerekiyor.

Albayrak üzerinden yürütülen tartışmaların, Erdoğan ailesini de hedef alan siyasi bir boyut taşıdığı bir gerçek. Albayrak'a yönelik dinmeyen tepkinin arkasında, O'nun görev süresi boyunca küresel finans çevreleriyle yaşadığı görüş ayrılıklarının bulunduğu savunuluyor. Berat Albayrak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde ilan edilen "Millî Enerji ve Maden Politikası"nın hayata geçirilmesinde rol oynadı.

Türkiye'nin kendi sondaj filosunu geliştirmesine yönelik adımlar atıldı. Fatih, Yavuz ve Kanuni gibi sondaj gemileri bu politikanın önemli unsurları arasında yer aldı. Bu süreçte Karadeniz'de tarihî doğal gaz keşifleri gerçekleştirildi. Gabar'da petrol bulundu ve Karadeniz gazı Türkiye'nin enerji arzına katkı sağlamaya başladı.

Akdeniz ve Karadeniz'de Türkiye'yi enerji denkleminde etkisiz bırakmak isteyen küresel güçlerin bulunduğunu savunanlar açısından yerli sondaj filosunun kurulması, stratejik bağımsızlık yolunda önemli bir hamleydi...