Dünyanın gözü kulağı ABD ile İran arasındaki gerilimin nereye evrileceğine çevrilmişken, Ortadoğu'daki savaş rüzgarları sert bir şekilde Doğu Akdeniz'e doğru esiyor. Jeopolitik satranç tahtasında Kıbrıs Adası tam merkeze oturmuş durumda.
Bir yanda İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) Türkiye'ye karşı kurduğu sinsi askeri-siyasi ittifaklar; diğer yanda ise bu kuşatma girişimine karşı gardını alan güçlü bir Türkiye var. Katil-Siyonist Netanyahu'nun Rumlar'ı silahlandırdığı, Güney Kıbrıs'ta stratejik topraklar satın alarak kirli tezgahlar kurduğu bu kritik süreçte Türkiye, beklenen hamlesini yapıyor: Mavi Vatan Tahkim Ediliyor. Türkiye, "Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu" ile denizlerdeki egemenlik haklarını yasal bir zırha büründürüyor.
Bu yeni yasa ile Ege'deki 6 mil, Karadeniz ve Akdeniz'deki 12 deniz millik karasuyu sınırı artık bir yasa maddesi haline geliyor. Yunanistan'ın Ege'de 12 mil hayallerini yeniden hortlatmaya çalıştığı şu günlerde, TBMM'nin 8 Haziran 1995'teki tarihi "Casus Belli" (Savaş Sebebi) kararı, Türkiye'nin masadaki en güçlü caydırıcı gücü olmaya devam ediyor. Bu duruş, sadece bir askeri tehdit değil; Ege'nin özel coğrafi koşullarını ve "Hakkaniyet" (equity) ilkesini gözeten uluslararası hukuk temelli meşru bir haktır.
Yeni yasayla birlikte Türkiye, Münhasır Ekonomik Bölgeleri'nde (MEB) her türlü ekonomik ve bilimsel faaliyeti kendi iznine bağlıyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nden doğan haklarımız da titizlikle kayıt altına alınıyor. 2019'da Libya ile imzalanan mutabakat ve KKTC ile yapılan anlaşmalarla şekillenen Mavi Vatan haritası, "Anakaranın doğal uzantısı" prensibiyle sarsılmaz bir hal alıyor.
Ancak sular durulmuyor. Fransa, Larnaka'da kurduğu üs ve bölgede dolaşan Charles de Gaulle uçak gemisiyle NATO'ya alternatif bir "güvenlik kalkanı" peşinde. Rum yönetimi ise AB fonları ve İsrail desteğiyle hızla silahlanıyor. ABD'nin ambargoyu kaldırmasıyla Amerikan silahları Rumlar'ın eline geçiyor.

5