Cüzdanımıza her zamankinden fazla dikkat etmemiz gereken bir dönemdeyiz. Ancak bazı alışveriş sezonları içimizdeki harcama arzusunu zirveye çıkarıyor. Kasım ve aralık ayı indirimleri tam da bu sezona işaret ediyor. Temel ihtiyaçlar elbette ertelenemez. Hatta bu ihtiyaçları indirimde almak en mantıklısı.
Ancak hiç hesapta olmayan, isteklerin öne çıktığı ve önlenemeyen 'alışveriş psikolojisi' hem bireylerin hem de ailelerin bütçesini sarsıyor. Nakdin ve tasarrufun kral olduğu böyle bir ortamda harcama çılgınlığını ve zihnimizdeki 'hadi harca, rahatla' duygusunu bastırmamıza yardımcı olacak taktikleri Psikolojik Danışman Dr. Feyza Çelen'le konuştuk.
ÖNCE RUHU DOYURMAK GEREK
Haberin DevamıHaberin Devamıİsteğin öne çıktığı harcama düşüncesini beynimizde nasıl bitirebiliriz
İsteklerin sınırı yok. Çünkü istekler, ruhumuzdaki gedikleri bir şekilde doldurma çabasıdır. Ruh doymadığında, göz ve el de doymak bilmez. İstek ile ihtiyacı ayıran çizgimiz şu: "İhtiyaç, gittiğinde eksikliğini hissettiğimizdir. İstek ise aldıktan kısa süre sonra unuttuğumuz." Bu düşünceyi dengelemek için "yeterlilik" kavramıyla tanışmamız gerekir. Sürekli daha fazlasını isteyerek bir yere varamayacağımızı, kalıcı huzurun dışarıdaki nesnelerde değil, içerideki dinginlikte olduğunu idrak ettiğimizde, o bitmek bilmeyen arzular da yavaşça sessizleşir.
SEPETTE 48 SAAT KURALI
Kasım ayı ile birlikte indirimler alışverişe davetiye çıkarıyor. Bütçe kontrolü için kendimizi nasıl frenleriz
Yıl sonuna yaklaşan indirimler, tüketim kültürünün bize sunduğu en cazip illüzyonlardan biridir. Burada mesele bir şeye "sahip olmak" değil, "kaçırılmayacak bir fırsatı yakalamak" hissinin verdiği anlık dopamindir. Kendimizi frenlemek istiyorsak, önce o sepete eklediğimiz an durup kendimize şunu sormalıyız: "Gerçekten bu ürüne ihtiyacım mı var, yoksa ucuz olmasının yarattığı o kovalama-yakalama arzusunun tatmin duygusunu mu yaşıyorum" Bütçe kontrolü, aslında kendimizdeki eksiklik duygusunun ne olduğunu fark etme anıdır. Önerim: Sepete atılan her ürün için kendimize 48 saat kuralı koymak, böylece dürtüselliğimizi devre dışı bırakır daha bilinçli harcama yapmış oluruz.
Haberin DevamıHaberin DevamıGENÇLERDEKİ ANI YAŞAMA REFLEKSİ
Özellikle gençler tasarruf yapmak yerine harcamayı tercih ediyor. Tavsiyeleriniz neler olur
Gençlerin harcama eğilimi, bugünün güvensiz ve öngörülemez dünyasında bir tür "bugünü kurtarma" refleksi aslında. Gelecek zaten belirsizse, "Yarın ne olacağı belli değil, bari şimdinin tadını çıkarayım" düşüncesi çok yaygın. Bu durumdan ilişkiler de nasibini almakta, herkes anı yaşa mottosuna kapılmış durumda. Ancak gençlere tavsiyem; tasarrufun bir "mahrumiyet" veya "kısıtlama" değil, tam aksine gelecekteki kendilerine sundukları bir özgürlük alanı olduğunu fark etmeleridir. Para, sadece harcamak için değil; ileride başkalarının kurduğu hayatlardan bağımsız, kendi yolunuzu çizebilmeniz için en büyük güçtür. Birikim yapmak, bugünden vazgeçmek değil, yarına daha güçlü yürümek olarak algılanabilir.
DOLU GARDIROPLA BASTIRILAN AÇLIK
Gardıroplar bir sürü kıyafetle dolu. Ama halen almak istiyoruz. Bu, psikolojik bir açlık mı
Haberin DevamıHaberin DevamıEvet, psikolojik bir açlık. Fiziksel olarak doymuş olsak da ruhsal olarak aç olduğumuzda, gardırobu doldurarak aslında hayatımızdaki başka alanların (mutsuzluk, yetersizlik, tatminsizlik, yalnızlık) üzerini örtmeye çalışırız. İşin bir diğer zorlayıcı kısmı da çoğu zaman sosyal medyada kombin yapma videolarının fazlaca tesiri altında kalmamız. Her gün farklı olmayı düşünmek, kimsede olmayanı bulmaya çalışmak, sıradan olmamak gibi kaygılar da bunu körüklemekte
BAZEN KART YERİNE FİZİKİ PARAYI DENEYİN

30