Rusya, Çin ve Türkiye gibi aktörlerin baskısı karşısında gerileyen ABD'de bugünlerde yoğun bir 'gelecek tartışması' var. Hemen her medya organında, akademi ve düşünce kuruluşunda farklı kesimlerden benzer serzeniş, eleştiri ve reçetelerle karşılaşıyoruz.
Pax-Americana'nın ölümünün yarattığı şok herkesi esir almış durumda. Zira ABD liderliğindeki dünya düzeninin temelleri yıkıldı. Özellikle de Rusya'nın batı sınırlarında, Türkiye'nin hegemonlaştığı Ortadoğu'da ve Çin'in çevresindeki sularda derinleşen krizleri yönetmede yetersiz kalan ABD ve müttefikleri artık ortak hareket edemiyor. Etseler de sonuç alamıyorlar.
Bu yüzden Atlantikçiler birbirlerini suçlamaya başladı. Herkes kendi geleceğini kurtarma derdinde.
ABD'de Jacksoncu ırkçı politikalar da Jeffersoncu izolasyoncu liberal anlayış da tıkanmış durumda.
Bunun yerine ekonomik çıkarlar ekseninde 'Önce Amerika' ile simgelenen Hamiltoncu üçüncü yol öne çıkıyor.
Yani ABD istemese de kabuğuna çekilmek zorunda kalıyor.
Çünkü neo-conlar ile liberal ve küreselci kanadın temsil ettiği şahin ve müdahaleci stratejiler halktan artık destek görmüyor.
Çin'i ekonomik olarak dize getiremeyen ABD en büyük darbeyi ise Ukrayna ve Ortadoğu'da aldı. Amerikan psikolojik harp mekanizmasının en tanınmış figürlerinden George Friedman bile Moskova'nın haklı stratejik ve jeopolitik endişelerle Ukrayna'ya girdiğini söylüyor.
CIA'nın Rusya analiz masası direktörlüğünü ve Irak işgalcilerinden neo-con Dick Cheney'nin danışmanlığını yapmış George Beebe dahi "Ukrayna'nın Rusya'ya müdahalesinin tehlikeleri" adlı son yazısında Rusya'nın gücünü ve Batı'nın zayıflığını itiraf ediyor.
Avustralya Ulusal Üniversitesi Stratejik ve Savunma Çalışmaları Merkezi Üyesi ve Rusya uzmanı Matthew Sussex de aynı kanıda. Sussex, adeta bir baltaya sap olamayan çocuklarının geleceklerinden endişe eden ebeveynlerin hâlet-i ruhiyesiyle yazmış.
Asia Times'taki "Ukrayna'nın Kursk'taki sonu ne olacak" başlıklı yazısı her şeyi özetliyor zaten.

138