Türkiye'nin 'Suriye kararı' ve kararlılığı

Donald Trump'ın ABD başkanlık seçimlerini yeniden kazanması Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına neden olacak. Demokratların soğuk ve mesafeli tutumu, yerini doğrudan iletişimin daha aktif olarak kullanıldığı bir sürece bırakacak.
ABD ile Türkiye arasındaki S-400, F-35, FETÖ ve PKKYPG gibi birçok soruna rağmen Sayın Erdoğan ile Trump'ın kişisel ilişkilerinin seviyesi diplomatik kanalların yer yer by-pass edilmesini ve bazı krizlerin kısa vadede çözülmesini sağlamıştı.
ABD'de geleneksel siyasi düzene karşı duran popülist ve milliyetçi Trump, Türkiye ile ilişkilerde pragmatik bir yaklaşımı ve liderler diplomasisini önemseyen bir politika izleyecek.
Bu da ABD ile Türkiye arasındaki stratejik gerginlikleri öteleyen bir denge politikasının öne çıkmasına yol açacak. Çünkü ABD'nin öncelikli hedefi Türkiye'nin NATO ve Batı dünyası ile bağlarının korunması. Haliyle Türkiye'nin Rusya ve Çin ile yakınlaşmasını engellemek Trump ABD'sinin en kritik önceliği olacak.

Terör örgütü PKKYPG ile İsrail'in Türkiye'ye yönelik kirli planlarına rağmen ABD'nin özellikle Suriye'de Türkiye ile birlikte yeni denge ve denklemlerin kurulmasına çalışacağı anlaşılıyor.
Trump'ın ilk döneminde en büyük gerginlik noktalarından biri PKK YPG'ye verilen destekti. Yeni süreçte ABD'nin Demokratik Suriye Güçleri'ne (DSG) desteğini, Türkiye'nin güvenlik endişelerini göz önünde bulundurarak belirleyeceği görüşü öne çıkıyor.
Trump yönetimi, DSG ile olan işbirliğini sınırlayarak ya da sınır güvenliğimize duyarlı bir yaklaşımı benimseyerek Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istiyor. Ankara, Biden yönetiminden bu yaklaşımı görmedi.
Dolayısıyla Çin, Rusya ve İran karşıtı stratejisi doğrultusunda ABD, Ortadoğu'da güçlü müttefiklerle işbirliğini güçlendirme hedefine odaklanacak. Türkiye'yi bu stratejide kritik bir önemde görüyorlar. Amerikan yönetimi, diğer aktörlerin artan etkisine karşı Türkiye'nin dengeleyici gücünden yararlanmak istiyor.

ABD ve Türkiye arasında yeni dönemdeki