ABD Başkanı Donald Trump'ın küresel sistemde yol açtığı depremler öyle görünüyor ki artarak devam edecek. Bir bakıma yeni imparatorluklar çağına giriyoruz. ABD, Rusya ve Çin gibi kıtasal ulus niteliklerine sahip ülkeler ile imparatorluk geçmişine sahip ve hâliyle mevcut global düzende jeopolitik çarpan etkisi giderek yükselen Türkiye gibi aktörler, yeni oluşacak küresel sistemde en büyük oyun kurucu etkiye sahip olacak.
Çünkü reel-politik dayatmaların revizyonizme zorladığı ABD'nin elinde güce dayalı stratejilerden başka bir alternatif kalmamış görünüyor. Bunun en somut göstergesi, ABD Başkanı'nın dünyaya bakışında ortaya çıkıyor. Nitekim yasaları ihlal ettiğine yönelik tepkilere önceki gün Napolyon'a atfedilen "Ülkesini kurtaran kişi hiçbir yasağı çiğnemez" sözüyle yanıt veren Trump, kısa süre önce de benzer cümleler sarf etmişti.
Ürdün Kralı II. Abdullah ile yaptığı görüşmede Gazze halkını topluca sürgün edip topraklarını hangi yetkiyle almaya çalıştığı yönündeki bir soruya şu kısa yanıtı vermişti Trump: "Amerika'nın otoritesi."
ABD Başkanı'nın kaba güce dayalı açıklamaları aslında malumun ilamından başka bir şey değil. Demokrasi, insan hakları, özgürlük, kanun önünde eşitlik, hukuk devleti, egemen ülke gibi Batı'nın janjanlı bütün kavramlarını çöpe atan bir gerçeklikle konuşuyor Trump.
Bir bakıma neo-liberal ve neokolonyalist değerlerle inşa edilen Batılı piyasa uygarlığının ölümünü ilan ediyor. Atlantik'in ulus-devlet, demokrasi ve kapitalizme dayalı üç sacayağından ikisini yok eden Trump sadece neo-kolonyalist ve kapitalist dürtülerle hareket ediyor.
İlk döneminde de aynı görüşleri savunuyordu. Hatırlayanlar bilir. 2017 yazının başlarında Pentagon'daki Imperium Americana ile ilgili bir brifingde generallerin verdiği bilgileri şüpheyle karşıladı. Anlatılanlara inanmadı. Hatta ABD'nin kayıplarına ve harcadığı maddi imkânlara öyle öfkelendi ki generallerini

115