'Ne iyi ne kötü!'

ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın önce adaylığını sonra da zaferini engelleyemeyen Amerikan müesses nizamını zor günler bekliyor. Her ne kadar ezici bir zafer elde etse de müesses nizam, arkasındaki oligarşik bürokrasi gücüyle zaman içinde Trump'ın siyasi manevralarını önemli ölçüde sınırlayacak, proje ve hamlelerini manipüle edecek ve hatta onu oyun dışı bile bırakabilecek birçok dinamiğe sahip durumda.
Haliyle küreselci lobiyle öteki Amerika'nın savaşı Trump'ın seçilmesiyle daha da kızışacak. Bir bakıma 'Amerika geri dönüyor' diyerek ülkelerini 'otokrasilere karşı demokrasi cephaneliği' şeklinde tanımlayan Demokrat Parti'nin sahip çıktığı ideolojik ilkeler yerini öyle kolay kolay Trump'ın savunduğu 'Önce Amerika' sloganı ile ifade edilen pragmatik hedeflere bırakmayacaktır.
Ancak Trump'ı dize getirmek bu kez zor olacak. Zira empoze edilen algının aksine Trump hiç de öngörülemez ve tutarsız bir eksantrik değil. Tavırları ve uçarı karakterine rağmen dünya görüşü bakımından oldukça istikrarlı biri aslında. Eski röportajlarına bakıldığında 1980'lerden bu yana aynı düşünceleri savunduğu görülüyor.

Kuşku yok ki muhalifleri gibi Trump da ABD'yi evrenin merkezinde görüyor. Ancak fanatiklerden ayrıldığı nokta şurası: "Evet, ABD küresel sistemin merkez gücü. Ancak ABD'nin bu pozisyonda bulunması onun her şeye hükmeden ve müdahale eden bir hegemon olması anlamına gelmemeli."
Muhafazakâr ideallerle kapitalist hedefler arasında bir çelişki görmeyen ve Amerika'nın girişimcilik ruhu üzerine kurulu bir ülke olduğuna inanan Trump, bu nedenle merkezi hükümetin her şeyi kontrol etmesine karşı çıkıyor. Devletin aşırı düzenlemelerine, bürokrasinin kapsamlı yetkilerine ve derin devletin sahip olduğu imtiyazlara alerji duyuyor.
Amerika'yı solun ve küreselcilerin işgalinden kurtarmaya yemin eden Trump bu nedenle 'partisiz aday' konumundaki liberteryen Elon Musk ile bağımsız aday Robert Kennedy gibi isimleri de yanına alma ihtiyacı hissetti.