Küresel siyasette jeo-politik mücadelenin baskın olduğu bir süreçten geçiyoruz. Jeo-politika demek rasyonalite demektir. İdeolojik, dini, mezhebi, etnik veya ekonomik güç paylaşım mücadelesinin aksine jeo-politik rekabette aktörler daha makul daha pragmatist ve daha gerçekçi davranır.
Bu bağlamda şu an dünyamızın geçtiği süreç ile geleceğine dair muhtemel senaryolarda abartılı ideolojik söylemlere fazla iltifat edilmemesi gerekir. Bazı bölgesel ve yerel aktörlerin gerilimleri tırmandırma stratejilerine de fazla itibar etmemek lazım.
Haliyle Almanya'daki sağ partilerin yükselişine de Latin Amerika'nın yeniden ABD liderliğinde şekillenmesine de Ukrayna ve İran savaşları başta olmak üzere Gazze'deki soykırıma da Suriye, Irak, Libya, Yemen, Somali ve Sudan'daki gelişmelere de Rusya, Çin ve ABD arasındaki yeni küresel konsensüse de Türkiye gibi güçlerin yükselişlerine de bu rasyonel mercekten bakmakta fayda var. Aksi halde dünyanın gidişatını manipülatif sonuçlar üzerinden yorumlayıp küresel ve bölgesel dönüşümlerin lokomotifi konumundaki nedenleri 'bay-pass' ederiz.
***
Bu yüzden Soğuk Savaş dönemindeki ideolojik rekabet ile Soğuk Savaş sonrası tedavüle sokulan medeniyetler çatışması eksenli kültür, aidiyet, mezhep ve etnik kimlik temelli post-modern stratejilerin artık tükendiği bir aşamadan geçiyoruz. Jeo-politik kaygılar diğer bütün sorunları ya arka plana itiyor ya da bir çözüme zorluyor.Dolayısıyla küreselci siyonist çağ her alanda kapanıyor. İdeolojik, etnik ve dini çatışmaların dönemi sona eriyor. Çünkü jeo-politik mücadele aşamasında fanatizme yer yoktur. Bu nedenle küresel merkez kendinden başlayarak bütün dünyayı yeniden real-politik verilere göre formatlıyor.
ABD'de Donald Trump'ın iktidara gelmesi, Müslüman sosyalist Zohran Mamdani'nin New York Belediye Başkanlığı'nı kazanması, yaklaşan ara seçimlerde Siyonist lobinin adayları yerine Müslüman senatör adayların yarışlardan zaferle çıkması, ABD'nin Afganistan'ı Taliban'a yeniden teslim etmesi, Suriye'de Ahmed Şara liderliğindeki Müslüman çoğunluğun Esad liderliğindeki Nusayri azınlığa dayalı rejime son vermesi, Almanya ve Avrupa'nın diğer ülkelerindeki sağın yükselişinin ABD tarafından desteklenmesi, İran ve Siyonist İsrail rejimleri üzerindeki jeo-politik baskının artırılarak ideolojik tavır değişikliğine zorlanmaları ve benzeri gelişmeler içine girdiğimiz yeni çağın ayırıcı niteliklerinden sadece birkaç tanesi.
***
Jeo-politik çağın en belirleyici unsuru ise büyük güçlerin ideolojik mercekleri terk etmesidir. Özellikle ABD'nin önderlik ettiği bu yeni strateji büyük güçleri daha fazla ortak hareket etmeye zorluyor. Zira ABD Başkanı Trump'ın Rus ve Çinli mevkidaşlarına yönelik
14