Tarih, zafer ve kahramanlıklar dünyası olduğu kadar bir suç ve ihanet kataloğudur aynı zamanda. Bu yönüyle insanlık için bugüne ve geleceğe dair derslerle doludur. İşte burada tarihten ders alamayanlar için devreye politika giriyor. Çünkü geçmişe odaklanan tarihten farklı olarak siyaset daha çok bugüne odaklanır.
Günümüzü yani politikanın mahiyetini göz ardı edenler için de devreye can simidi olarak jeo-politika girer. Hem geçmişi hem de günümüzü mercek altına alıp bugünden geleceğe dair hedefler belirleyen jeo-politika olası tehlikeleri şimdiden bertaraf etmeye çalışır. Gelecek seçimlerden çok gelecek nesilleri düşünür. Bu yönüyle bir devlet ya da ulusun sadece bugününü değil yarınını da güvenceye almak için hayati hamlelerde bulunur.
Bu bağlamda her açıdan jeo-politik hesaplaşmanın had safhaya çıktığı bir dönemden geçiyor dünya. Her ülke bugüne kadar bekasına dair güvenlik endişelerini de düşünerek hareket ediyor. Tedbirler alıyor. Yeni ittifaklar arıyor. Var olanları tahkim etmeye veya terk etmeye çalışıyor.
Tarihin verdiği mesajı kavrayamazsak ne şu anki misyonumuzu hakkıyla icra edebilir ne de geleceğe dair vizyonumuzu hayata geçirebiliriz. Ne mutlu ki bize Sayın Erdoğan'ın ve Sayın Bahçeli'nin liderlik ettiği Yeni Türkiye, içeriden ve dışarıdan müdahalelere rağmen tarihin seyrini ve ülkemizin makûs talihini değiştiren bir anlayışla hareket ediyor.
Osmanlı'dan tevarüs eden jeopolitik refleks ile kültürel ve tarihi asabiye bölgesel ve küresel dengeleri ve denklemleri yeniden dönüştürüyor. Diyebiliriz ki ülkemiz küresel güç haritalarında son üç asrın en avantajlı döneminden geçiyor.
Sadece fiziki coğrafyamızda değil Kerkük'ten Gazze'ye, Halep'ten Tebriz'e, Musul'dan Kudüs'e, Bakü'den Mogadişu'ya, Bosna'dan Trablus'a, Kâbil'den Kahire'ye uzanan manevi coğrafyamızda da yeni bir dünyanın doğum sancıları yaşanıyor. Türkiye'nin dik duruşu ve yaptığı hamlelerle evrensel bir umudun sancağına dönüşmesi Batı dünyasında hegemonyamızın pedagojik biçimleri olarak okunuyor.

88