Kaideyi bozan istisna: Türkiye

Küresel siyasette paradoksal bir tablo ile karşı karşıyayız. İdeolojik, etnik ve mezhebi çatışma dönemi yerini jeopolitik mücadeleye bırakıyor. Büyük küresel güçler pozisyonlarını yeniden belirliyor. Merkez güç konumundaki ABD'nin liberal ve küreselleşmeye dayalı paradigmayı terk etmesi III. Dünya Savaşı riskini azaltırken paradoksal şekilde dünyanın birçok bölgesindeki çatışma ve kaos enflasyonunu ise tetikliyor.
Zira müttefikleri ve rakipleri gibi ABD'nin kendisi de derin bir beka kaygısına kapılmış durumda. Sadece küresel gidişatın kodlarını iyi okuyan Türkiye ve Çin gibi aktörler bu geçiş sürecini sorunsuz yaşıyor. Avrupa, İsrail ve İran gibi küresel dönüşümün şifrelerini çözemeyen aktörler ise derin bir girdaba savruluyor. Rusya ise maruz kaldığı sarsıntıları sanıldığının aksine yayılmacı bir politika izleyerek değil coğrafyasına çekilerek atlatmaya çalışıyor.
SSCB, 1990'lardan bu yana sınırlarına doğru gerileyerek küresel gücünü korumaya çalıştı. Ukrayna'daki savaşta bile bunu görüyoruz. Savaştan önce Ukrayna'nın tamamı üzerinde söz sahibi bir aktör iken 2022'den bu yana Ukrayna üzerindeki etkinliği üçte iki oranında azaldı. Nüfuzu sadece elinde bulundurduğu dar bir coğrafya ile sınırlı. Üstelik Ukrayna kriziyle birlikte Kafkasya ve Ortadoğu'dan çekildi. Şimdi de İran kriziyle birlikte Hazar havzası ve Orta Asya'daki nüfuzunun azalması söz konusu.

***

Buradan şuraya varmak istiyorum. Küreselci liberal anlayışa dayalı ulus-aşırı emperyal stratejiler yerine artık ulus-devletlere endeksli yeni bir küresel siyaset söz konusu. Sınırlarını aşan Çin ve Rusya kendi doğal hinterlantlarına dönüşe teşvik edilirken sınır tanımayan İsrail ve İran ise ulus-devlet olmaya ve diğer devletlerin sınır, hak ve hukuklarını tanımaya zorlanıyor.
Jakoben Avrupa'nın içi boş küreselci fantazyalar ile kaotik postmodern yanılsamaları ise ABD Başkanı Donald Trump tuzla buz ediliyor. Avrupa ben merkezciliği her açıdan derin bir çöküntü içinde. Haliyle Ukrayna, Gazze, İran, Sudan ve Yemen başta olmak üzere dünyadaki bütün mevcut krizlere bu yeni mercekten bakmakta fayda var.
Ancak küresel tabloda iki istisna söz konusu. İlki ABD, ikincisi ise Türkiye. Amerikan yönetimi başka ülkelerin sınırlarını tanımayan İsrail ve İran'ı sistemin makul birer ulus-devleti olmaya çağırırken kendisi ise Venezuela yanında Meksika, Kanada, Panama, Grönland ve hatta en sadık müttefiki İngiltere'nin ulusal egemenliğini hiçe sayan çıkışlarda bulunuyor. Bu zıtlık, ABD'nin inandırıcılığını zedeliyor.