ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın azılı siyonistlerden kurduğu kabine ile iyice gaza gelen soykırımcı İsrail rejiminin Ortadoğu fantezileri sınır tanımıyor.
Zafer sarhoşluğuna kapılan İsrail tüm bölgeyi katı ve kaba askeri güçle yeniden şekillendirme planları yapıyor.
Oysa bazı muharebelerde üstün gelmenin savaşı kazanmaya yetmeyeceğini acı şekilde öğrenecekler.
Her şeye gücünün yettiğine inanan bir halisünasyonun pençesindeki İsrail, Gazze ve Lübnan'dan sonra bölgeye yönelik orta ve uzun vadeli hedeflerini artık açıkça dile getiriyor.
Bu nedenle olsa gerek İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ortadoğu'yu yeniden dizayna girişen eski ABD Başkanı George W. Bush'un kullandığı 'şeytan üçgeni' retoriğini yeniden tedavüle soktu.
Bu söylem benzerliği bir tesadüf değil. İktidarı önce dilde kurmaya inanan siyonistler, Amerikalı neo-conların yarım kalan Büyük Ortadoğu Projesi'ni tamamlayacaklarına inanıyor.
Bu da bize İsrail'in hedefinin Hamas ile Hizbullah'ı ortadan kaldırarak Filistin'i tamamen ilhak etmenin, Lübnan'ı işgal edip İran'ı vesayet altına almanın çok ötesine uzandığını gösteriyor.
İsrail kendini bir Mesih diye sunuyor. Tam bir Mesihçi haletiruhiye ile hareket ediyor. Kendini hem Lübnan halkının hem İran halkının hem Kürlerin hem de Dürzülerin kurtarıcısı olarak görüyor.
Vahşetini 'iyiye karşı kötünün savaşı' diye lanse ediyor. Ancak 'barbarlara karşı savaşan medeni İsrail' hokkabazlığı artık tutmuyor.
Ayaklanan küresel vicdan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) aldığı karar, İsrail'in Ortadoğu ülkelerine dair sömürgeci, işgalci ve ırkçı hayallerinin kâbusa dönüşme ihtimalini giiderek artırıyor.
Nitekim İsrail rejimi, Batı Şeria'daki 'idari gözaltı' adı altında Filistinlilere yönelik estirdiği terör ve şiddet stratejisini UCM'nin kararından sonra askıya aldı.

122