Yemen'deki İran yanlısı Husiler, on yıl önce de Sana'dan çıkarak Kızıldeniz kıyısındaki Zubab'a kadar ilerledi. Büyük kazanımlar elde ettiler ama bunu koruyamadılar. Yeniden Hudeyde ve Sana bölgesindeki korunaklı alanlarına çekildiler. 2016 yılında Husiler ve eski Başkan Ali Abdullah Salih'e bağlı güçler, Yemen'in en büyük üçüncü kenti Taiz'i bile kuşattı.
Bir yıl süren kuşatma sırasında gıda, su ve tıbbi malzeme girişine izin verilmedi. İnsani kriz derinleşti. O yıl Husiler, Hayfan bölgesini ele geçirerek Taiz ile meşru hükümetin başkent olarak kullandığı Aden arasındaki son ikmal yollarını dahi kesmişti.
Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri 2016'da ele geçirilen yerleri Husilerden geri aldı ama onları tamamen yenemedi. Bunun dört nedeni vardı. Fakat şimdi o nedenlerin ortadan kalktığı ve denkleme Türkiye gibi bölgesel ve küresel bir aktörün de dahil olduğu bir aşamadan geçiyoruz. Bu yüzden Husilerin işleri bu kez çok zor.
2014 sonunda başkent Sana, Saada ve Hudeyde'yi ele geçiren Husiler, 8 Eylül 2026'daki son saldırı ile Kızıldeniz kıyısındaki kritik Muha liman kentini ve Zubab ilçesini aldı. 9 Eylül'de Asya ile Avrupa'yı bağlayan Kızıldeniz'deki Babülmendep Boğazı çevresindeki Meyyun (Perim) Adası ve Haniş adalarını ele geçirdiler. 10 Eylül'de de stratejik Zukar adasını aaldılar.
***
Bölgedeki ve Batılı birçok uzman Husilerin bu hamlelerini şu yorumlarla okuyor: "İran ve Hürmüz Savaşı'nın seyri Tahran lehine dönebilir, Yemen iç savaşı küresel bir boyuta evrilebilir veya Mekke Paktı'nın ilk sınavı Husiler olacak." Hepsinin doğruluk payı var. Ama bana göre bu gelişmeleri şöyle okumak daha doğru: "Baltayı taşa vuran Husiler için tünelin sonunda bu sefer ışık görünmüyor..." Çünkü Suudi Arabistan'ın Husileri 10 yıl önce yenmesine engel olan dört faktör bugün ortadan kalkmış durumda.İlk faktör, on yıl önce Barack Obama ve Joe Biden ikilisi Riyad'ın Husilere yönelik saldırılarını kısıtlıyordu. Sivil kayıplar arttıkça Obama yönetimi Riyad'a desteği kademeli olarak azalttı. Daha sonra Beyaz Saray, Tahran ile nükleer anlaşmayı sürdürürken Riyad'ı müzakere yoluyla çözüme zorladı. Biden ise bu ayrımı daha da ileri götürerek Arabistan'dan daha da uzaklaşırken Husileri terör listesinden çıkardı.
İkinci faktör, on yıl önce Arabistan ve BAE birlikte Husilerle savaşıyordu fakat hedefleri farklıydı. Yani aynı düşmana karşı hareket ediyorlardı fakat aynı Yemen için savaşmıyorlardı. Üçüncü faktör, ABD ve Avrupa'nın Husilere yaptırımları sınırlıydı. Batı'nın yaptırımları Husilerin cephaneliklerini yenilemek için gereken teknoloji ve finansmanı kesemedi.

11