Hangi irade

Dünya üzerindeki çoğu ülkede genel bir trende dönüşen sosyo-ekonomik, ahlaki, demografik, kültürel, etnik, mezhebi ve jeopolitik krizlerin temeli aslında siyasetteki çürümeye ve siyasi sınıflardaki erdem kaybına dayanıyor. Bir bakıma ailenin ölümü, sanattaki işlevsizlik, değerlerin ucuzlaşması, nihilizmin popülerleşmesi ve vicdan erozyonunun nedeni insani faziletleri merkeze alan düşünce, fikir ve inanç yerine politikaya çıkar gruplarının ve paralı lümpenlerin yön vermesidir.
Bu da hak ve özgürlüklere endeksli siyasetin çöküşüne yol açıyor. Bunun yerine popülist siyaset öne çıkıyor. Haliyle siyasetteki inanç, fikir ve ideolojilerin ölümü artan politik kutuplaşmalarla tezat oluşturuyor görünebilir.
Ancak günümüzdeki kutuplaşmanın siyasi saiklerden kaynaklanmadığını bilmek lazım. Derinleşen tarafgirliklerin kaynağında ya kişisel ya da belli bir aşiret, cemaat veya azınlığın çıkarları var. Bu da siyaseti bir erdemliler hareketinden çıkarıp onu ister istemez performatif bir gösteriye, PR çalışmasına ve Makyavelist yarışa dönüştürüyor.

Eskiden oy isteyenler de oy verenler de belli bir ilke ve inanç sistemine sahipti. Zenginler ve fakirler, halk ya da elitler ayırımından ziyade 'ülkeye ve vatandaşa hizmet' prensibi belirleyiciydi.
Artık siyaseti ne ilkeli bir felsefi düşünceye sahip politikacılar ne de ülkesinin yararını düşünen gruplar belirliyor. Enformasyon tekelini elinde bulunduran paralı lobiler, sandık sonuçlarını tayin edebiliyor. Yani siyasette hedef artık kamuoyunun taleplerini ve beklentilerini karşılamaktan ziyade bütün çaba kamuoyunu manipüle etmeye ve yönlendirmeye dayanıyor.
Anayasal haklar, özgürlükler, fırsat eşitliği ve hukukun üstünlüğünden daha çok belli çıkar grupları, cemaat, azınlık ve toplulukların taleplerini merkeze alan bir kültür savaşları domine ediyor siyaset dünyamızı. Bu oryantalizm, hakikati ve adaleti önceleyen mücadeleleri birer nostaljiye dönüştürürken 'kudret tutkusu'