Türkiye'yi ve dünyayı yanlış okumada yarış yapılsa sanırım birinciliği DEM Parti, ikinciliği CHP ve üçüncülüğü de The Economist dergisi alır. Ne de olsa aynı üst akıldan besleniyorlar. Biri sosyalist, biri faşizan, biri de neo-liberal çizgide olan bu üç farklı hizbi birbiriyle yarıştıran kültürel ve siyasi güdü ise kuşku yok ki patolojik Erdoğan düşmanlığı.
DEM Parti dışındaki aktörlerin kendilerine göre şu sıralar konjonktürel, ideolojik, tarihi ve politik saplantıları var.
Fakat DEM'in tam da PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın da destek verdiği Terörsüz Türkiye sürecinde düşman cephede savaşması akıl alır gibi değil.
Bunları niye mi söylüyoruz
Çünkü DEM Parti'ye hâkim olan militan zihniyet, Erdoğan'ın uzattığı eli havada bırakan ilk çözüm sürecindeki vesayetçi anlayışın adeta bir kopyası.
Zira Ekrem İmamoğlu'nun rüşvet, yolsuzluk ve teröre destek soruşturmasından dolayı tutuklanmasına en büyük tepkiyi nevri dönmüş CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve The Economist'ten sonra DEM yetkilileri gösteriyor.
Öyle ki İngiltere Başbakanı Keir Starmer'e bile "Neden İmamoğlu'nu savunmuyorsun" diye fırça atabilecek kadar şirazeden çıkmış Özel gibilerle aynı çizgide buluşmanın saçmalığını bir türlü göremiyor DEM'liler.
Nitekim DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları çıkmış TBMM'de İmamoğlu'na kalkan oluyor.
Bağımsız yargı sürecini 'siyasi kriz' diye manipüle ediyor.
Son düzlükte hızını daha da artıran Hatimoğulları, CHP'yi ve The Economist'i de sollayarak iktidarı yargı yoluyla siyaseti dizayn etmekle suçluyor.
Erdoğan'ın mimli Avrupalı düşmanlarını aratmayan bir militanlıkla rant ve hırsızlık iddialarını soruşturan yargılama sürecinin 'hukuka ve demokrasiye olan inancı zayıflattığı' mavalını okuyor.
Kürt halkının barış, demokrasi ve özgürlük çağrılarını zıvanadan çıkmış Özel'in ve marjinal grupların sokak terörünü kutsayan kirli gündemlerinin katırı yapıyor.
Kürtlerin Nevruz'daki barışçıl taleplerini CHP ve İmamoğlu'nun sokakları terörize eden kaos naraları ve galiz küfürleriyle eşitliyor. Buna sol literatürde

106