Tarihin kırılma anına doğru ilerliyoruz. Gazze'deki barbar soykırım ve Ukrayna savaşı başta olmak üzere küresel sahnede Batı ile yükselen Asya- Pasifik bloku arasındaki güç mücadelesi Atlantik'in kâbusuna dönüşen gelişmelere sahne oluyor.
Alman tarihçi Oswald Spengler'ın "Batı'nın Çöküşü" kitabında bir asır önce ileri sürdüğü "Batı'dan geriye kalan tek şey tarihin tekerleğini durdurmak için her zamankinden daha yapay ve hatta çılgınca bir girişim olacak" tezi doğrulanıyor.
Şu sıralar çaresiz stratejiler sarmalındaki ABD ve Avrupalı yöneticiler panikle her tür irrasyonel seçeneği gündeme taşımaktan çekinmiyor.
Bunların başında da Ukrayna'daki yaklaşan hezimetle birlikte küresel kamuoyuna yönelik devreye sokulan "III. Dünya Savaşı ve nükleer savaş riski yükseliyor" şeklindeki psikolojik harp manipülasyonları geliyor.
Çünkü terör ve Kovid 19 benzeri virüs kozları işe yaramadı. Hatta ters tepti. Bu bağlamda şu an Batı'nın maruz kaldığı hezimeti simgeleyen en somut tarihsel gelişme Ukrayna fiyaskosu ile Gazze'deki soykırıma yönelik oluşan küresel tepkidir.
Japon analist Jan Krikke'nin de işaret ettiği gibi Ukrayna savaşı Batı'nın çöküşünü güçlendiriyor. ABD liderliğindeki Batı, Ukrayna'yı kazanma şansı olmayan bir savaşa girmeye zorladı.
Sonuç olarak Ukrayna ile Batı, başarısız olan büyük bir stratejik bahis oynadı ve kaybetti.
Planları şuydu: "Rusya'ya yönelik felç edici yaptırımlar Rus ekonomisini sarsacak. Bu da bir halk ayaklanmasına yol açacak ve Putin devrilerek yerine Batı yanlısı bir lider gelecekti..."
Ancak Putin çetin ceviz çıkınca bütün projeleri ellerinde patladı. Unutmayalım ki ABD liderliğindeki Batı'nın en büyük stratejik hedefi Soğuk Savaş'tan yenilgiyle çıkan Rusya'yı çevreleyip bir parya devleti haline getirmekti.
Bunun yolu da Rusya'nın hinterlandındaki ülkeleri işgal, renkli devrim ve darbelerle teker teker zaptetmekten geçiyordu.
ABD'de yönetim ve başkanlar değişse de bu küresel strateji değişmedi.
Gelen her başkan bu yol haritasını izledi. ABD ilk olarak Rusya'nın

146