İsrail'in İran'a yönelik kontrollü ve sınırlı misillemesi, ABD'nin bölgesel savaş için hazır olmadığının en somut göstergesi olarak okunmalı. İsrail'in 3.5 saat süren temkinli saldırısının nükleer ve petrol tesisleri yerine sadece füze ve insansız araç üretim merkezlerini hedef alması da bunu kanıtlıyor.
Dünyada kimse iki ülke arasındaki gerilimin topyekûn bir savaşa dönüşmesini istemiyor. Hatta İsrail ve İran'ın ilk tepkilerinden tarafların da kontrolsüz bir savaşı arzulamadığı anlaşılıyor. Öyle görülüyor ki iki ülke arasındaki kaotik statüko karşılıklı misillemelere rağmen değişmeyecek. 'Ne savaş ne barış, sürekli gerginlik stratejisi' bir süre daha devam edecek.
Burada dikkat çeken bir nokta da İran topraklarında gerçekleştirdiği suikastlar ve sabotaj eylemleri konusunda yıllardır stratejik sessizliğini sürdüren İsrail'in, Tahran'a saldırdığını ilk kez itiraf etmesiydi.
Ortaya çıkan tablo bize misilleme düellosunda ne İran'ın ne de İsrail'in dediğinin gerçekleştiğini gösteriyor. Çatışmaların temposunu ve gidişatını ABD tayin ediyor.
Nitekim siyonist rejimin Tahran, İlam ve Huzistan'daki tesislere 100 savaş uçağıyla yaptığı ve 20 kadar hedefi vurduğu 'Tövbe veya Pişmanlık Operasyonu' adı verilen saldırılar birçok Batılı analizci tarafından askeri açıdan pek de başarılı bulunmadı.
Saldırılarda İran sadece 3 askeri tesisinin vurulduğunu ve 4 askerinin öldüğünü açıkladı. Gazze ve Lübnan'da masum silahsız kadınları ve çocukları hunharca katleden siyonist rejimin Amerikan desteğini almadığı zaman veya karşısında denk bir güç görünce nasıl da etkisiz kaldığına şahit olduk.
Dolayısıyla 'kontrollü savaş stratejisi' bir dönemin sonuna da işaret ediyor. ABD ve taşeronu İsrail'in Ortadoğu'daki pozisyonları bundan sonra aynı kalmayacak. Bölge bir daha 7 Ekim öncesi gibi olmayacak. Çünkü Batı'nın her tür askeri, ekonomik ve siyasi desteği esirgemediği İsrail, Gazze ve Lübnan'da zaferden hâlâ çok uzak.

105