Peki DEM'in dili değişecek mi

Yıllarca bu ülkede birbirini ayrıştıran, karşı karşıya getiren ve sonunda silahlı çatışmayı büyüten bir siyasal dille yaşadık. Bu dil toplumsal gerilimi büyüttü, karşılıklı onarılması zor bir güvensizlik yarattı.

Bugün bir eşik aşıldı. PKK'nın kendini fes etme sürecinin hukuki altyapısını oluşturan kanunla, sürecin yürütülmesi ve gerekli adımların atılmasının önü açıldı.

Fakat o ayrıştırıcı dil değişmedi. Hala barıştan söz ederken bile niyet okuyan, yargılayan, hüküm veren eski siyasal dil sürdürülüyor. Üstelik daha ilk günden yeni bir dil yaratmanın o kadar kolay olmayacağını da gördük.

Bu dilin sorumluluğunu en çok da DEM taşımalı.

Çünkü Kürt hareketinin söylemleri yasanın önüne geçti. DEM, 40 yıl süren bir çatışmaya son verme iddiasıyla başlayan süreci, yasa çıkınca "100 yıllık mesele" yaptı. Kaygılarını dile getirenleri "100 yıllık ezberlerle yeni bir dönem kurulamaz" diyerek eleştirdi. "Barış isteyen evet der" diyerek "hayır" diyenlerin barıştan yana olmadığına hükmetti.

Oysa "100 yıllık ezberlerle yeni bir dönem kurulamaz" demek kolay. Asıl mesele, ortak gelecekten bahseden bir siyasi hareketin kendi tarihsel ezberleriyle de hesaplaşıp hesaplaşamayacağıdır.

Ayrıca yasaya evet demek nasıl ki DEM'in bütün beklentilerinin karşılandığı anlamına gelmiyorsa, hayır demek de barış istenmediğini göstermez. Aksine, demokrasi aynı hedefe farklı yollardan ulaşmak isteyenlerin de birbirine itiraz edebilmesini gerektirir.

★ ★ ★

Bu çatışmacı dili değiştirmeyenlerden biri de DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları. Daha yasanın mürekkebi kurumadan, Kürt sorunu devam ettiği sürece bunun bölgede bir karşılığının olmayacağını söyledi. Dahası İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Türkiye aleyhine kullandığı sözleri kendine dayanak yaptı.

Oysa siyasette yalnızca ne söylediğiniz değil, kimin sözünü, hangi bağlamda ve neyi anlatmak için kullandığınız da önemli. Hele ki yeni bir dönemden söz ediyorsanız, eski dönemin diliyle konuşup yeni bir gelecek kuramazsınız.

Yeni bir Türkiye yalnızca devletin Kürtlere bakışının değişmesiyle kurulamaz. Bunun sorumluluğu yalnızca iktidara ya da devlete de ait değil. Kürt siyasetinin de ülkenin geri kalanına nasıl baktığını ve nasıl konuştuğunu sorgulaması gerekir.

★ ★ ★

Bu ayrıştırıcı dil çerçeve yasa tartışmalarında da karşımıza çıktı.

Saruhan Oluç'un muhalefete "Selahattin Demirtaş sizin kullanışlı aletiniz değil. O bizim yoldaşımız" demesi gibi. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da "beş seçimdir sizin gösterdiğiniz adaylara oy verdik" dedi.

DEM'in bir yandan "86 milyonun ortak geleceği" deyip, bir yandan da "Biz", "Siz" diyerek kendi siyasi alanının sınırlarını yeniden çizmesi bir çelişki değilse nedir Burada mesele yalnızca kullanılan kelime değil. Bu ülkenin sorunlarını hala "Biz" ve Onlar" "Siz ve Biz" üzerinden konuşuyor olmamız.